Takva, paha biçilmez bir hazine; en zengin hazinelerin en mutena yerinde eşsiz, bîhemta bir cevher; bütün hayır kapılarını açan sırlı bir anahtar ve Cennet yolunda bir buraktır. Onun bu müstesna yerine binaendir ki o, Kur’ân-ı Kerim’in zülâl beyanıyla, tam yüz elli defa ışık tayfları hâlinde gelir ve ruhlarımızın dimağına akar.
Takvanın bu umumî istimaline mukabil bir de herkes tarafından bilinen has bir mânâsı vardır ki, çok defa “takva” denince o hatırlanır. O da; şeriatın emir ve yasaklarına karşı fevkalâde duyarlı olmak, mükâfattan mahrumiyet veya cezayı gerektiren davranışlardan uzak kalmaya çalışmaktan ibaret görülmüştür ki: اَلَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَۤائِرَ الْإِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ“Onlar, günahların büyüklerinden ve fuhşiyattan kaçınırlar.”5 fermanı bu önemli esasın bir yanını; إِنَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ“Onlar ki iman edip sonra da salih amel işlemeye koyuldular.”6 câmi beyanı da diğer yanını ifade etmektedir. Farzları titizlikle yerine getirme ve büyük günahlardan kaçınma, takvanın zarurî ve câmi iki esasıdır. Sagâir dediğimiz küçük günahlara gelince:
“Kul gerçek takvaya ulaşamaz, sakıncalı şeylere girme endişesiyle bir kısım sakıncası olmayan şeyleri de terk etmedikçe!”7 gibi pek çok beyan-ı nebevî var ki, Kur’ân’ın “lemem”8 dediği şeylere karşı da titiz olmayı ihtar etmektedir.
Dipnotlar
- 5 Şûrâ sûresi, 42/37; Necm sûresi, 53/32.
- 6 Bu ifade Kur’ân-ı Kerim’de pek çok yerde geçmektedir. Bir kısmı için bkz.: Bakara sûresi, 2/277; Yûnus sûresi, 10/9; Hûd sûresi, 11/23; Kehf sûresi, 18/30, 107.
- 7 Tirmizî, kıyâmet 19; İbn Mâce, zühd 24.
- 8 Necm sûresi, 53/32.