İçeriğe geç

Şevk, zâhir ve bâtın duyguları mahbûba tevcih edip ondan başkasına karşı olan iştihalara bütünüyle kapanma; iştiyak ise, ona karşı arzu ve isteklerle dolup taşmadır.. ve bunların her ikisi de ruhu besleyen önemli kaynaklardandır. Her ikisi de elemli, fakat inşirah verici; sıkıntılı, ama ümit vaad edicidirler.

İnsanlar arasında, aşkla yanıp, şevkle inleyenden daha ızdıraplı fakat aynı zamanda daha mesut kimse yoktur. O, vuslat mülâhazasıyla neşelenip coştuğu zaman o kadar ruhanîleşir ki, o esnada “Cennet’e gir!” deseler, ihtimal ki girmez. Ayrılık hasretiyle de öyle yanar-yakılır ki, Dost’la hemhâl oluncaya kadar, ateşini cennet kevserleri bile söndüremez. Ne var ki, içinde bulunduğu o cehennemden kurtulmayı da hiç mi hiç düşünmez… Düşünmek bir yana, onun şevk u iştiyakına cennet sarayları dahi mâni olsa, cehennem ehlinin ateşten kurtulmak için feryatlar kopardığı gibi, o da çığlıklar atar.

Dünya insanları şevki, şevk ehlini bilmez; şevk ehli de, kendini dünyaya kaptırmış nâdânlara hayret eder ve onların hâllerinden ürperir. Bir münasebetle Cenâb-ı Hak, Hz. Davud’a şöyle ferman eder: “Yâ Davud, eğer dünyaya meyl ü muhabbet gösterenler, onları nasıl beklediğimi, onlara olan şefkatimi ve günahlara baş kaldırmalarını nasıl istediğimi bilselerdi, Bana olan şevk u iştiyakla ölürlerdi…”6

Şevk, bir alev gibi bütün benliği sarınca, âşık, ızdırap ve haz karışımı duygularla coşar ve çığlık atar:

اَلشَّوْقُ حَيَّرَنِي، اَلشَّوْقُ أَحْرَقَنِي…..اَلشَّوْقُ فَرَّقَنِي بَيْنَ الْجَفْنِ وَالْوَسَنِ
اَلشَّوْقُ قَرَّبَنِي، اَلشَّوْقُ أَغْرَقَنِي…..اَلشَّوْقُ أَقْلَقَنِي، اَلشَّوْقُ أَدْهَشَنِ

“Şevk başımı döndürüp beni hayrete sürükledi; şevk ciğerimi kebâb etti; şevk gözlerimle uykum arasına girdi.. şevk beni O’na yaklaştırdı; şevk beni aştı; şevk beni ızdıraba boğdu; şevk ruhuma dehşetler saldı.”

201