İçeriğe geç

Bazı tefsirciler, وَالَّذِينَ اٰمَنُۤوا أَشَدُّ حُبًّا لِلّٰهِ“İman edenlerin Allah’a olan sevgileri çok daha sağlam ve daha güçlüdür.”3 âyetini tefsir ederken şunları da kaydederler: Şevk, minvechin idrak olunup, minvechin idrak olunmayan şeylerde bahis mevzudur. Yoksa, tam idrak ve ihata edilebilen şeye karşı şevk olamayacağı gibi, hiçbir zaman bilinip kavranması mümkün olmayan şeylere karşı da o düşünülemez. Evet insan, görmediği, sesini işitmediği, evsâfına muttali olmadığı şeylere iştiyak beslemediği gibi, tamamıyla ihata ve idrak edebileceği nesnelere karşı da alâka ve arzu hissetmez.

Şevk u iştiyak iki şekil ve iki surette cereyan eder:

1. Sevgiliyi müşâhede ve vuslattan sonra meydana gelen ayrılık esnasındaki iştiyaktır ki; Mevlâna’nın “ney”i, Yunus’un “dolab”ı, o ürperten inilti ve gıcırtılarıyla, ezel bezmindeki vuslat ve maiyyete duydukları şevkten birer feryattır ve bu feryat “şeb-i arûs”a kadar da sürüp gidecektir.

2. Müştak olan âşık, sevdiğini perde arkası görür, fakat tam ihata edemez; hisseder, ama tam duyamaz.. parmağını aşkın balına banar; ne var ki bir adım daha atmasına izin verilmez.. “Yandıkça yandım bir su!” der ama, yanması matluptur, çığlıkları nazara alınmaz…

Ruhun böyle zamanüstü “elest bezmi”nde4 O’nu müşâhede edip de sonra beşeriyetin gereği veya teklif sırrı ve gayba imanın öne çıkması sebebiyle, muvakkat bir hasret ve hicrana atılan insanoğlu, bir ömür boyu O’nu sayıklar durur ve O’na iştiyakla yanar, tutuşur. Bundan daha önemlisi de, nezih ruh, temiz gönül ve selim fıtratlara karşı, istiğnâ-i zâtîsine5 muvafık şekilde Zât-ı Akdes’in şevkidir… Kim bilir belki de, sinelerde ocak gibi tütüp duran iştiyakın asıl kaynağı da işte bu şevktir..?

200