İçeriğe geç

Ayrıca, bu derecelerden sonuncusunun, ikinci ve birinci dereceleri ihtiva ettiğini söylemek de mümkündür. Zira rıza yolunda olma ve rıza mülâhazasıyla yaşama, bir asıl ve esas, bütün bütün rızayla bütünleşme ve rızalaşma da onun neticesi ve semeresidir. Tabir-i diğerle, ilk iki mertebe Cenâb-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarıyla alâkalı; üçüncüsü ise, buna terettüp eden sevap, mükâfat, tecellî, vâridât ve mukabeleyle alâkalıdır ki, zannediyorum رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذٰلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ“Allah onlardan razı, onlar da Allah’tan.. işte bu, Rabbilerinden korkan kimselere ait bir mazhariyettir.”15 âyet-i pürenvârı da bu üç hususa birden işaret etmektedir. Aynı gerçeğin bundan daha açık bir ifadesini de ذَاقَ طَعْمَ الْإِيمَانِ مَنْ رَضِيَ بِاللّٰهِ رَبًّا وَبِالْإِسْلَامِ دِينًا وَبِمُحَمَّدٍ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ رَسُولًا“Rabbim diye Allah’tan, dinim diye İslâm’dan, peygamberim diye de Hz. Muhammed’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) hoşnut olan, imanın zevk-i ledünnîsini tatmış sayılır.”16 sözleriyle Efendimiz dile getirmektedir.

Aşağıdaki mülâhazalarla, rıza adına duygu ve düşüncenin beslenebileceğini, bu çetin yolun bir kısım sertliklerinin kırılabileceğini, cismanî ve dünyevî tepkilerin de bir ölçüde tâdil edilebileceğini düşünüyoruz:

  • Hakk’ın takdir ve tecellîleri karşısında insan bir figürdür; o, üzerine aldığı rolün şekil ve keyfiyetine karışamaz..
  • Başa gelen her şey, şart-ı âdî planında insanın eğilimlerine göre tespit edilmiştir. Ve bunu değiştirmeye de Yaratan’dan başka kimsenin gücü yetmez..
  • İnsan her şeyiyle Allah’ın mülkü ve kölesidir; köle, efendisinin tasarruflarına müdahale edemez..
  • Eğer insan, gerçekten Allah’ı seviyorsa, O’ndan gelen gülü de, dikeni de hoş görmelidir.
  • 147