Ebû Osman’a göre; Cenâb-ı Hakk’ın bütün celâlî ve cemalî tecellî ve takdirlerini hoşnutlukla karşılayıp, celâlin ayn-ı cemal ve cemalin de ayn-ı rahmet olarak kabul edilmesidir10 ki, Allah Resûlü’nün أَسْأَلُكَ الرِّضَا بَعْدَ الْقَضَاءِ“Olacak olduktan sonra Senin rızanı isterim.”11 nurlu beyanı da buna işaret etse gerek. Evet, Allah’ın hükmü henüz yerine gelmeden O’na karşı rıza, rızaya azimdir; gerçek rıza ise, başa gelen şeylerin şoku yaşanırken dişini sıkıp ona katlanmaktır.
Bu arada, yukarıdaki mütalâalardan herhangi birine ircâ edeceğimiz ve rızanın ayrı birer buudu sayılan şu küçük mülâhazaların tespitinde de yarar var. İşte onlardan birkaçı:
1. Rıza, ulûhiyet ve rubûbiyet kaynaklı hiçbir karara karşı rahatsızlık duymamak,
2. Allah’tan gelen her şeyi sevinçle karşılamak,
3. Kader rüzgârları ne yandan eserse essin gönül rahatlığıyla göğüslemek,
4. En sarsıcı ve ciğersûz hâdiseler karşısında bile kalb balansının ayarını korumak,
5. Allah’ın “Levh-i Mahfuz-u Hakikat”teki takdirlerini düşünerek başa gelenler karşısında yok yere vurunup dövünmemek…
Rızayla alâkalı bu tâlî esaslar içinde mütalâa edebileceğimiz daha başka hususlar olsa da, mevzuu dağıtmamak için bu faslı noktalamak istiyoruz.
Düz insanların rızası, haklarındaki ilâhî takdir ve tecellîlere itiraz etmeme.. mârifette derinliklere ulaşmış kimselerin rızası, kaza ve kaderden gelen her şeyi gönül rahatlığıyla karşılama.. kendini aşmış kalb ve ruh insanlarının rızası ise, kendi mülâhaza ve mütalâalarını devreden çıkarıp sadece ve sadece O’nun istek ve teveccühlerini rasat etme şeklinde yorumlanmıştır ki:
Dipnotlar
- 10 el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 1/217; el-Kuşeyrî, er-Risâletü’l-Kuşeyriyye s.196.
- 11 Nesâî, sehv 62; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/191.