İçeriğe geç

Rızanın neticesi, biraz da insanın ümit ve recâ derinlikleriyle mebsûten mütenâsip (doğru orantılı) olarak Rabb’in hoşnutluğundan esip-gelen büyülü bir sevinç ve sürûrdur. Bu, ne kurb mülâhazasının hâsıl ettiği zevk ne ibadet ü taatten duyulan lezzet ne de günahlara karşı verilen savaştan meydana gelen vicdandaki hazdır. Bu, ümit zâviyeli, recâ dalga boylu ve temkin edalı ruhanî bir halâvettir.. ve doğrudan doğruya O’ndan, rıza makamına hususî bir teveccüh ve bir rahmet esintisidir. Rıza mertebesi bütün mülâhazaların Hakk’a kilitlenmesi makamı olması itibarıyla, onu zevklere, lezzetlere, hazlara vesile saymak veya o türlü beklentiler içinde bulunmak, esası duruluk ve safvet olan o makama karşı saygısızlıktır. Aslında, kalb ameli olarak mütalâa ettiğimiz diğer bütün ahvâl ve makamât için de aynı şeyleri düşünebiliriz. O’nu sevmek ve her hâlükârda O’nun hoşnutluğunu aramak, başka sebeplerden dolayı değil, yine O’ndan ötürü olmalıdır.

Dünden bugüne, ruh ve kalb dünyasının kahramanları, rıza ile alâkalı, birbirine yakın ve birbirinin tamamlayıcısı pek çok şey söylemişlerdir:

Zünnûn’a göre rıza; olacak şeyler henüz olmadan, ferdin, Hakk’ın ihtiyarını kendi iradesine tercih etmesi; Hakk’ın takdiri yerine gelip her şey olup bittikten sonra da, “Hayır, Allah’ın ihtiyar ettiğindedir.”7 deyip herhangi bir rahatsızlık duymaması ve musibetlerin pençesinde kıvranırken dahi O’na karşı en âşıkâne duygularla coşmasıdır.8

Hz. Zeynelâbidîn’e göre rıza; hak erinin, Allah’ın irade ve ihtiyarına muhalif bütün arayışlara karşı kapanıp, herhangi bir yabancı dilek ve temennide bulunmamasıdır.9

143