Burada ayrı bir hususa işaret edeceğim. Meseleler cemaatin anlayış seviyesine indirilip halk diliyle bile anlatılsa, düşünme yolu kendisine unutturulmuş kimseler çoğu meseleleri anlayamaz. Çünkü, üç-dört asırdan beri, bu milletin düşünme melekeleri dumura uğratılmıştır. Allah’ı ve İslâm’ı gereği gibi bilemeyen saf müslümanlar tarafından düşünme, günaha girersin denilerek tefekkür kapıları kapatılmıştır. Kafirler ve din düşmanları tarafından da başka manialar ve engeller konularak müslümanlar düşünemez hâle getirilmiştir. Bu sebeble, okuyanı veya dinleyeni Allah’ın ma’rifetine götürecek Îmanî dersler, düşünmeye alışık olmayan insanımızın beynini zonklatıyor, bazen de rehavete sevkediyor. Buna rağmen, bu hâllere ehemmiyet vermeyip meselelerin takdimini lüzumlu buluyorum.
MELEKÛT: EŞYANIN NİÇİNİ ve NEDENİ
İlim, akıl ve Kur’ân bir meselede ittifak etmişlerse, o meselenin karşısına çıkmaya imkan yoktur. Kimse o meselenin zıddı bir iddiada bulunamaz. Allah, Kur’ân dili ile Biz, sizi bir Âdem’den yarattık, bir nefisten yarattık dese; ilim de bunu te’yid eder şeyler söyleyip, deliller ortaya koysa, fikri ve aklı olan insan bunun aksini düşünemez.
Kur’ân bize bir tefekkür kapısı açıyor: O insanlar göklerin ve yerin melekûtuna bakmıyorlar mı? Kendilerine tebessüm eden pırıl pırıl yıldızların ötesindeki âlemi idrak süzgeçlerinden geçirip anlamaya çalışmıyorlar mı? Yerin de melekûtuna dikkat etmiyorlar mı?[22] diyor.