İçeriğe geç

Hayatı boyunca putlara tapmamıştı. Onlara tapanlara da: Bunlar ma’bud olamazlar. Bunlar, sizin ellerinizle yaptığınız, kendi ihdas ettiğiniz şeylerdir. Ma’bud, bana, size ve herşeye hayat veren, hepimizi ayakta tutan, hepimizin hayy ve kayyumu olandır. Ben tek Rabb’e, tek Ma’bud’a döndüm. Aklı olan da benim gibi yapar diyordu. O karanlık devirde, adeta, el yordamıyla bir kandil arıyor, Resûl-ü Ekrem’in peygamberlikle geleceği günü itizar ediyordu. Seneler sonra Seniye-i Vedâ’da Peygamber’i karşılayan Medine’li çocukların Bize Seniye-i Vedâ’dan bir ay doğdu diyecekleri gibi aynı heyecan ve ümitle kendi gecesini de aydınlatacak Ay’ını, Güneşi’ni, Efendimiz’i bekliyordu.

Adeta, oğlu Sa’d’ı sağ yanına alacak ve Cennet’le müjdeleyecek Resûl-ü Ekrem’in kokusunu duymuş gibi şöyle diyordu: Evladım, gelmesi beklenen bir peygamberin zuhuru çok yaklaşmıştır. Ben, O’nun varlığını hissediyor, kokusunu duyuyorum. Fakat O’nu görme, bilme ve biat etme şerefinden mahrum olarak gidiyorum. Zuhuru anında, O’na ilk biat edenlerden olmazsanız, size hakkımı helal etmem. Ve Hazreti Sa’d, babasının bu tefekkürî dersinin gönlündeki tesiriyle aklını da kullanarak, Hazret-i Ebu Bekir’in: Resûl-ü Ekrem’e biat edelim teklifine itiraz etmedi. Resûl-ü Ekrem Efendimiz’in huzuruna geldi. Kur’ân’ı dinledi, Allah’ın emirlerini öğrendi, kendi nefsinde yokluğa erdi ve Cenâb-ı Hakk’a vasıl oldu. [10]

Allah, bizleri başıboş ve gayesiz gezmekten, hayaller ardından koşmaktan kurtarıp; yüce hakîkatın önünde diz çökme, yerlere yüz sürme şerefine erdirsin. Böyle bir buluş ve bilişi ihsan etsin… Amin.

MA’RİFET NURLARINI YAKALAMAK:

Âlem, Allah’la ma’nâsını bulur. Allah’a isnad edilmedikçe, kâinattaki hadiselerin ve eşyanın ma’nâsı olmaz, hiçbir değer ve kıymet ifade etmez. Kâinatın, ancak, Allah’ın sanatı olması itibariyle bir değeri ve kıymeti vardır.

6