İnandım diyen bütün müslümanları, Cenâb-ı Hakk’ın ma’rifetine davet eden Kur’ân-ı Kerim cahilane yapılan mücadelenin faydasızlığını da şöyle ilan ediyor: Ne bir hidayet üzerindedirler. Ne tir tir titreyen bir kâlbleri, ürperen bir varlıkları ve Cenâb-ı Hakk’a bağlı bir benlikleri, ne de ellerinde kendilerine ışık tutacak bir kitap olmadan cahilane mücadele ve mücahedede bulunurlar.
Demek ki, Cenâb-ı Hakk’a giden ve götüren yollardan en mühimi ilim, diğerleri de fikir ve akıldır. Kur’ân-ı Kerim ayetlerindeki tekrarlarla bunların üzerinde hassasiyetle durur. Mesela, önce kevnî bir delili ve hakikatı anlatır. Sonra dimağımızdan yakalar ve der ki: Bu benim bahsettiğim şeylerde mucizeler vardır. Tefekkür etmiyorsanız nasipsizsiniz. Allah kanaatı hakkında zaifsiniz. Her an sarsılabilirsiniz. Akıl mevzuunda ise: Bunda da, bu bahsedilen hususta da aklı olan, aklını kullanan bir cemaat için mucize vardır, harika vardır ki, baktığı zaman ‘Allah birdir’ hakikatını haykırır. [9]
ALLAH’I GÖSTEREN DELİLLER:
Aklın, fkirin ve ilmin rehberliği altında Allah’ı gösteren delilleri mütalaa ettikçe îmanda rüsuh peyda olacaktır. Allah’ı bize gösteren, varlığına, birliğine ve vücubuna ait deliller: Kitab-ı Kebir-i Kâinat, Kur’ân-ı Muciz-ül Beyân, peygamberlerin getirdiği esasat ve mucizeler ile o esasatın üzerinde yeşeren, nem’alanan Hakk dostu veli kullar ve kerametleridir.