İçeriğe geç

diyen maddeci şair; senin ruh perişaniyetini istenenin üstünde tasvir edip kâlbindeki ebed arzusunu işlemez hâle getirmek istiyor. Ama sen bir madde yığını değilsin; kâinattaki ma’nâları içinde toplayacak kadar geniş bir istidada sahip kutup varlık ve oluşun çekirdeğisin. Semalar tahtın.. Sidre kemerin.. Arş, sende bir örtü veya sendeki Arş’ın Arşı… Sen şimdi bu ideal ülkeden çok uzaklarda bulunuyorsun. Gözlerini bağlayan başıbozuk kuvvetler, bazınıza düşman olarak silâhı ile tepetaklak kovulmanıza sebep oldular. Şimdi vahşet sahrasında âfâkî zevklerin tesiriyle mahmur ve ıstırap hecelemektesin. Günlün daraldığı zaman yatar, acılar yüklendiği zaman yer ve içersin. Ah! Bunların bütün dertlere derman olacağını sanmak ne büyük hüsran! Emeller sende sonsuz, elemler tepe tepe omuzlarında.. Lezzetlerden mahrum kalış ve ebedî zevkleri elde edemeyiş elemi…Yâ gidip de geri gelmeyenlerin, içinde meydana getirdiği burkuntular? Bunları inkâr edebilir misiniz? Gittikleri yere sen de gideceksin ve bir daha geri dönmeyeceksin.

Burası Muş’tur, Yolu yokuştur. Giden gelmiyor, Bilmem ne iştir.

Cihetler içinde duyduğun bu ses, sanki sana cihetsizlikten geliyor. Burası vatan değil. Dünya bir uğrak.. Sen burada kimsesiz.. Sen burada öksüz ve garibsin. Kendine bir yâr ara ve bu perde perde gurbutten kurtul. Dâvanın hâlledilmiş şekli iki kelimede: Sen gurbettesin…

124