İçine nüfuz edememişlerin elinde insan, asırlar boyunca hep mahzun ve mükedder kalmıştır. Böylece insanlık, ruhî melekelerin ve zihnî fonksiyonların tamamen tefessüh etmesi gibi bir tehlike ile burun burunadır. Ne garip tecellîdir ki, aşağıların aşağısına itilen bu en şerefli varlığın kurtarıcıları veya öyle görünenler de, hep şimdiye kadar onu en sefil varlık görmüş mürekkeb cahiller ve istismarcı demagoglar olmuştur.
Dâva adamı ne bir materyalist, ne de spirtüalisttir. Ve ne de bir kısım kimselerin sandığı gibi asrın bütün fenlerinde ihtisas yapmış diploma ve doktora hammalıdır.
Bizim ölçümüze göre dâvâ adamı, ışık hızıyla ifade edilmeyecek kadar öteleri gören, zamanın üstüne çıkıp süratle akan hâdiselerin neticesini gören, kâlbi kadar ruhu, ruhu kadar da beyin melekeleri inkişaf etmiş, içinde şefkatten ummanların mevcelendiği, dışında şevkten nesimin estiği iki kutup arasındaki hesap rakamlarına sığmaz mekân bulutlarını birden ihata eder ve o geniş mekânla bu küçük insan arasında münasebetleri şimşek edâsıyla kavrar, engin ve alabildiğine derin bir biliş ve görüşe sahip yektâ bir varlıktır. Derunî, samimî, melekler kadar şefkatli ve gene bir kısım melekler kadar celâdetlidir. Güneş gibi renkli ve ziyalı, ay gibi parlak ve tatlı.. Onlar gibi durmadan yol alır ve aşar. Dağları düz, düzleri pürüzsüz eyler.
Dâva adamı aşılmazları aşmış; nikâbın kaldırıldığı, pinhanın ayan olduğu ufka ulaşmış; namütenahî güzelliği günlüyle duymuş ve doymuş; sonra yine cihetler yurduna dönmüş.. Gönlü o âleme tutkun, gözünde oranın sürmesi ve bağrı, lavların oynaştığı, kaynaştığı bir harika, bir anlaşılmaz olarak coşacağı anı beklemektedir.