dönme fırsatı vermek için Allah, yaptıklarının bazı kötü neticelerini onlara tattırır.”101
Bir başka âyet ise şöyledir: َ َأَصَ اَبََكَ ِمِْنْ َحََسَ َنٍَةٍ َفَِمَِنَ اِهللِ َوَ َمَآ َأَصَ اَبََكٓ َمَا
“ ِمِْنْ َسَ ِّي�َّئٍَةٍ َفَِمِْنْ َنَْفِْسِ َكَazhar olduğun her güzellik Allah’tan, ma�Mruz kaldığın her kötülük de nefsindendir.” 102
Evet, durum böyledir; karşılaştığımız her durumu şöyle veya böyle amellerimizle irtibatlandırmamız mümkündür. Fakat bazen gafletimiz, cehaletimiz, hadiselerin arzularımıza göre cereyan etmemesi, hatalarımıza terettüp eden cezaların af veya tehir edilmesi, cezaların amel cinsinden olmayıp farklı şekillerde gelmesi sebebiyle aradaki irtibatı göremiyor, kuramıyor, kavrayamıyoruz. Tabiat olaylarından edindiğimiz bilgilere ve alışkanlığımıza göre düşünüyor, fiillerimizle tabiî hadiseler arasında böyle bir illiyet bağı (neden sonuç ilişkisi) arıyor, bunu kuramayınca da meydana gelen olayların tesadüf olduğunu zannediyoruz.Oysaki yukarıda ifade ettiğimiz gibi kâinatta tesadüfe yer yoktur. Bizden sâdır olan fiillerle dış dünyada meydana gelen hadiseler arasında tam bir tenâsüb-i illiyet (sebep-sonuç uyumu) arama düşüncesi bizi yanıltabilir. Hadiselerin gelişmesinde sathî bakışların ilk anda kavramakta zorluk çekeceği çok ince hikmetler, derin sırlar olabilir. Bunların görülmesi, sezilmesi ve kavranması muhasebe ve murakabeye, hadiseler üzerinde tefekkür ve tedebbürde (düşünme) bulunmaya ve mahruti (engin) bir bakışa bağlıdır.İnsanın mazhar olduğu güzellikleri Allah’tan, maruz kaldığı zorluk, sıkıntı ve musibetleri ise kendinden, kendi hata ve kusurlarından bilmesi esastır. Bu yaklaşım, Rabbe saygının, O’nun hakkını teslim etmenin bir ifadesidir. Dolayısıyla karşılaştığımız nimetleri, amellerimizin güzel neticelere bağlanmasını O’nun lütfu biliriz. Zira âzâ ve cevarihimizi, düşünce ve hissiyatımızı veren