İçeriğe geç

haykırırlar. ‘Sonsuz büyük’ yanında insana düşen, ‘sonsuz sıfır’ olmaktır.Tarihteki bütün firavun ve tiranları batıran şey, gurur ve kibirleridir. Onlar önce büyüklük taslamış, sonra mevhum büyüklüklerinin altında kalmış, ezilip gitmişlerdir. Karun, Hz. Musa’nın (aleyhisselam) kavmindendi. Kendi aklına, firasetine, kiyasetine, servetine güvendi ve bu yüzden yerin dibine batırıldı. Bilgi ufkuyla, ilim ve irfanıyla övünen Sâmirî, çölde tek başına yaşamaya mahkûm oldu. Güç ve kuvvetin gözünü kör ettiği Firavun, kendisini takip eden kavmiyle birlikte denizde boğuldu. Kendi dünyasını mahvettiği gibi akılsızca kendisini takip eden insanların dünyasını da harap etti. İnsan haddini bilmediği, Yaratıcısına boyun eğmediği, nimetlerin asıl kaynağını göremediği takdirde güç, servet ve ilim gibi nimetler onun için öldürücü bir zehir hâline gelebilir.Evet, güç ve kuvvet, mal ve servet, makam ve mansıp, başarı ve muvaffakiyet gibi şeyler uyuşturucu gibidir. İnsan, gönlünü bir kere onların cazibesine kaptırdı mı farkına varmadan yavaş yavaş uyuşmaya ve zehirlenmeye başlar. Nihayet bir gün gelir ki bütünüyle felç olduğunda iş işten geçmiş olur. Bu sebeple insanın güç ve kuvveti, makam ve mansıbı, ilim ve hikmeti, mal ve serveti arttıkça tevazu ve mahviyeti de o oranda artmalıdır ki insan, onların öldürücü zehrinden uzak kalıp kendini muhafaza edebilsin. O, kendi sınırlı güç ve imkânlarına değil, Allah’ın sonsuz kuvvetine güvenmelidir. Ne omuzundaki yıldızlara takılmalı ne de halkın bahşettiği payelere. Güç ve kuvveti arttıkça Allah karşısında kendini daha çok âciz ve fakir görmelidir. Bilindiği üzere acz u fakr ile şevk u şükür, Risale-i Nur mesleğinin en temel esaslarını oluşturur. İnsan ne tür imkânlara sahip olursa olsun, hangi makamları işgal ederse etsin “Herkes yahşi ben yaman, herkes buğday ben saman.” mülahazasından ayrılmamalıdır. Yani kendisini her zaman Allah’ın sıradan bir kulu olarak görmelidir. Kuş gibi göklerde uçsa dahi her türlü üstünlük

200