durmadan koşturmaya devam ediyorlar. Buna karşılık, Allah rızasını kazanma dışında hiçbir beklentiye girmiyorlar. Gaye-i hayallerini gerçekleştirebilmek için Ferhat gibi dağları delseler de karşılığında arpa ağırlığında bir mükâfat beklemiyor; istiğna, tevazu ve mahviyetten ayrılmıyorlar. Onların bütün hareket ve çırpınışları, ahsen-i takvime mazhariyetin sırlarını ruhlara bir kere daha duyurabilmeye matuf. Kendileri için değil, başkaları için yaşıyorlar. Bu dünyadan göçüp giderken arkada bıraktıkları her şeyin hesabını verecek şekilde hazırlıklarını yapıyorlar. Kendini yüce bir davaya vakfetmenin en önemli hususiyeti işte budur. Peygamberlerin ve onların sadık takipçilerinin yolu budur.Bir hadis-i şerifte ifade edildiği gibi tevazu ve mahviyet sahibi olup insanlar içinde sıradan bir insan olarak yaşayan kişiyi Allah yükselttikçe yükseltir. Buna mukabil büyüklük kompleksi içine gireni ise alçalttıkça alçaltır.105 Zira böylesi biri, alkış ve takdir düşkünü hâline gelir. Bir yere girdiğinde herkesin kendisine kıyam etmesini, karşısında el pençe divan durmasını ister. Bir konuşma yaptığında herkesin avuçları patlayana kadar alkış tufanı koparmasını arzular. Aslında bu kimseler şahsiyetleri itibarıyla ‘küçük’ insanlardır. Bu yüzden ‘büyük’ görünmeye çalışırlar. Bu hâl, aşağılık kompleksi içinde olmanın göstergesidir.Kibir, kirli gönüllerin kiridir. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimsenin cennete giremeyeceğini ifade buyurmuştur.106 Kendini büyük görme iman etmeye mâni faktörlerden biridir; aynı zamanda iman dairesine girmiş bir insanı bu dairenin dışına itebilecek korkunç bir hâldir. Büyüklenme, insanları hakir görme, onlara tepeden bakma öyle büyük bir günahtır ki insanı İslam’ın nezih atmosferinden uzaklaştırabilir. Zira büyüklük Allah’a mahsustur. Müezzinler “Allahu ekber” sedalarıyla günde beş defa minarelerden bunu