İçeriğe geç

inanırsınız. Tıpkı Allah Resûlü’nün Hudeybiye sulhunda yaptığı gibi.Hudeybiye sulhunun maddelerine bakıldığında zahiren dinî değerlerden, Müslüman izzetinden taviz veriliyor gibi görülebilir. Çünkü şartlar çok ağırdır. Yapılan işin arka planıyla birlikte kavranması ve değerlendirilmesi Müslüman mantığı açısından kolay değildir. Nitekim Hz. Ömer gibi teslimiyet kahramanı bir sahabi bile Allah Resûlü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek rahatsızlığını dile getirmiştir. O gün sahabeden çoklarının hissiyatı da aynı istikamettedir. Fakat her şeyden önce bu, vahye dayanan bir icraattı. Sonra vahyi anlama ve uygulamada fetanet-i azam sahibi Allah Resûlü, atılan adımın neticelerini çok iyi hesap etmişti. Sonuç itibarıyla, Hudeybiye sulhundan sonra oluşan barış atmosferini çok iyi değerlendirmiş, Arap çöllerinde güvenli bir şekilde hareket edebilmenin imkânlarını sonuna kadar kullanmış, Arap yarımadasındaki bütün kabilelere mesajını ulaştırmıştı. İşin neticesinde kârlı çıkan, İslam ve Müslümanlar olmuştu.Hâsıl-ı kelam, yapılan işlere şunun bunun “taviz” demesine aldırmadan, Allah Resûlü’nün yolunda yürümeye devam etmek, basiretle hareket etmek lazım. Onların taviz olarak gördükleri davranışlarla bazen imkân kazanırsınız, bazen zaman kazanırsınız, bazen de gönüller kazanırsınız… Zaman zaman zaruretten dolayı ehvenü’ş-şerreyni irtikâp etmek durumunda kalırsınız –ki zaten bu durumda üçüncü bir ihtimal, bir hayır ihtimali yoktur– fakat neticede çok hayırlara ulaşırsınız. İnandığınız değerleri ikame etme mevzuunda kararlı durursunuz. Fakat bunu yaparken basiretle hareket eder, yaptığınız işlerde toplumun, insanlığın genel durumunu nazar-ı itibara alır, fitne odaklarını tahrik etmezsiniz. Başınıza gaile açacak, netice itibarıyla akim kalacak meselelerde ısrarcı olmazsınız. Kemikleşmiş bir kısım düşünceler, uygulamalar varsa, bunların değişmesinin zamana vabeste olduğunu bilirsiniz. “Ben bunları düzelteceğim.” diyerek aceleyle işin üzerine gitmez, böylece düzgün olan şeyleri de bozmazsınız. Bütün bunları da

151