zulüm ve gadirleri size reva görsün. Bu intisabınızı devam ettirdiğiniz sürece hep kazanma kuşağında yaşıyorsunuz demektir.Şimdiye kadar başta nebiler olmak üzere niceleri, füccar (günahkârlar) ve küffarın şerrinden dolayı yerini yurdunu terk etmek zorunda kaldı. Kur’ân’ın da ifade buyurduğu gibi Hz. Musa, Firavun’un şerrinden emin olmak için Medyen’e firar etmiştir. İnsanlığın İftihar Tablosu (aleyhissalâtu vesselam) kendi dönemindeki zalimlerin müminlere uyguladıkları ağır baskılar yüzünden maskat-ı re’si (doğduğu yer) olan Mekke-i Mükerreme’yi terk etmek zorunda kalmıştır. Hz. Nuh, Hz. Lût, Hz. İbrahim gibi daha nice nebi kendi dönemlerindeki zalimlerin şerlerinden, hile ve tuzaklarından kaçmıştır. Bu, bir zillet değildir; bilakis, “Fefirrû ilallah”111 âyetinde ifade edildiği gibi Allah’a firar etmek, O’na yönelmek, O’na sığınmaktır.Günümüzde hizmet-i imaniye ve Kur’âniyeye gönül veren babayiğitlerin cebr-i lütfî olarak başka diyarlara hicret etmelerine de bu gözle bakılabilir. Belki bazıları onlar hakkında haberler yapacak, akla hayale gelmedik yalanlar uyduracak, iftiralar atacak, yakalama kararları çıkaracak, bültenler yayınlayacak ve gittikleri yerlerde bile onları rahat bırakmayacaklardır. Fakat bütün bunların ahirette nasıl karşınıza çıkacağını bilemezsiniz. Belki de bu bültenler öbür tarafta meleklerin ellerinde birer beraat fermanı olarak size sunulacak, bu dünyada hakkınızda verilen mahkûmiyet kararları öbür tarafta sizin kurtuluşunuza vesile olacak.Hâsılı, her ne kadar birileri kin ve nefretle bu dünya hayatını sizin için cehenneme dönüştürmek istese de siz istikametten ayrılmayacak, izzetle ölmeyi zilletle yaşamaya tercih edeceksiniz. Çünkü böyle bir durumda, Allah’ın ve Resûl-i Ekrem’in teveccühünün sizinle olacağından hiç endişe etmeyeceksiniz. Siz, izzeti başka yerde değil, sadece Allah’a kullukta, Habib-i Zîşân’a ümmet olmakta ve dine tutunmakta bildiğiniz ve aradığınız sürece kazananlar sizler olacaksınız.