Ne var ki onlar da türlü türlü imtihanlardan geçiyor, çeşitli bela ve mihnetlere maruz kalıyorlar. Öyle dönemler geliyor ki zulümler, gadirler, istintaklar (sorgular), mahkemeler, zindanlar bir türlü yakalarını bırakmıyor. Ama onlar Allah’a imanı, İslam’a intisabı en büyük izzet vesilesi bildiklerinden, maruz kaldıkları eziyetlere, sıkıntılara, işkencelere rağmen duruşlarını değiştirmiyor, zalimlere boyun eğmiyorlar. Birileri yalan ve iftiralarla onları zelil hâle getirmeye çalışsa da onlar, Allah’a gönülden inandıkları sürece aziz kalacaklarını biliyorlar. Bu yüzden tazyik ve sıkıntılar karşısında paniklemiyor, sarsılmıyor, tasalanmıyor, gevşeklik göstermiyor, kendilerini salmıyorlar. Zira “İnanıyorsanız üstünsünüz.”110 ferman-ı sübhanîsine inanan bir insan zulümler altında başına basılırken dahi aziz olduğunu bilir.Şimdiye kadar güç ve kuvvetin, makam ve mansıbın sarhoşu olmuş nadanlar hep kendilerini aziz, muhalif veya hasım gördükleri kimseleri de zelil zannetmişlerdir. Firavunlar, Nemrutlar, Şeddatlar, güçlü ve itibarlı görünmeye çalışsalar da gerçekte zilleti yaşayanların ta kendileri olmuşlardır. Çünkü onlar gücün, makamın, hâkimiyet tutkusunun kulu, kölesi hâline gelmişlerdir.Allah karşısında kul olma şeref ve itibarını koruyabilen kimse, hiçbir şey karşısında zillet yaşamaz. Çünkü o, Allah’a kulluğu sayesinde gerçek özgürlüğü elde etmiş ve değişik şeylere kulluktan kurtulmuştur. Böyle biri ne makamın kulu olur ne de imkânın. Ne güç ve kuvvet ne de şan ve şöhret onun boynuna kement vurabilir. Korku, tamah, tûl-i emel, dünya sevgisi gibi duygular onu esir alamaz. Dolayısıyla Allah’a kulluk sayesinde elde edilen izzet ve üstünlükten daha büyük bir nimet yoktur. Zât-ı Ulûhiyet’e intisabı en büyük paye ve mansıp olarak görüyorsanız sizden azizi yoktur. Hz. Resûl-i Zişan’a (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmet olma şerefini iliklerinize kadar hissediyorsanız sizden azizi yoktur. Din olarak İslam’dan razıysanız sizden azizi yoktur. Varsın bir kısım zalimler sizi oradan oraya sürgün etsin, akla hayale gelmedik