İçeriğe geç

felaketin başka bir yere ulaşmasını ve oradaki insanların da bu felaketten etkilenmesini engellemeye çalışır. Bunun gibi bu adanmış ruhlar da farklı toplumlar ve kültürler arasında şartlanmışlık, ön yargı ve cehaletten kaynaklanan çatışmaları engelleme adına dalgakıranlar oluşturmak, kitle psikolojisiyle daha da alevlenebilecek bu tür olumsuzlukların yayılmasına engel olmak için eğitim ve diyalog faaliyetlerinde bulunuyorlar. İşte kendilerini böyle bir misyonu eda etmeye adamış insanların manevi açıdan da çok donanımlı olmaları gerekmektedir ki böyle ağır bir emaneti taşıyabilsinler. Evet, onların Allah’a iman ve tevekkülleri çok güçlü olmalıdır ki her bir hadise karşısında bütün başarı ve muvaffakiyetlerin Allah’tan, olumsuz bir kısım hadiselerin ise kendi su-i taksirlerinden (kusur ve eksiklerinden) kaynaklandığının farkına varabilsinler. Başkalarının onlar hakkında suizan ile hüküm vermeleri ve “Acaba bu olumsuzluklar onların hangi hatalarının neticesi?” şeklinde düşünmeleri elbette ki doğru değildir. Fakat Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha’nın bu konudaki sarih ifadelerinden de anlaşılacağı üzere insanın, başına gelen maddi manevi her türlü olumsuz hadiseye kendisinin sebebiyet verdiğini bilmesi gerekir.

Niyet Duruluğu

İnsanın görünen maddi hata ve kusurlarının belli olumsuzluklara yol açması gibi niyet bozukluğu, konumunun hakkını veremeyip nefsani arzulara yönelmesi ve kendi çıkarlarına odaklanması da kader-i ilahi tarafından o kişinin cezalandırılmasına ve bazı falsolar yaşamasına neden olabilir. Aslında sadece sebebiyet verme mevzuunda değil, genel itibarıyla işlerin hâsıl olup olmaması mevzuunda da fiziksel faktörlerin yanında metafizik durumlar da etkilidir. Bizim fizik ötesini görmememiz neticeyi değiştirmez. Zaten bizim gördüğümüz, sadece hadiselerin sebepler dünyasına bakan yanıdır. Mesela tohumu toprağa atmak, fizik âlemi içinde cereyan eden bir hadisedir. Fakat bu

41