kullanmayalım. Fakat dört halifenin ulaşılmaz ve aşılmaz yanlarının bulunduğunu, onların her birinin apayrı bir donanıma sahip olduğunu da ifade etmek gerekir. Mesela toplumu idare etmede ve raşit birer halife olmada onların eşleri menentleri yok gibidir. Burada sayamayacağımız daha pek çok hususiyetleri itibarıyla onların her biri cihan-değer insanlardır. Bildiğiniz üzere Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtü vesselam), Aşere-i Mübeşşere’nin (cennetle müjdelenen sahabiler) başında bu dört büyük halifeyi saymıştır. Dolayısıyla Hazreti Ebû Bekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman ve Hazreti Ali Efendilerimizin cennetle müjdelenmiş olmaları zaviyesinden de kıymet-i harbiyelerinin ele alınması gerekir.
Tutarsız İddialar, Mesnetsiz İftiralar
Bütün bunları külli bir nazarla göz önünde bulundurduğumuzda Hazreti Ali’yi özellikle Hazreti Ebû Bekir ve Hazreti Ömer’e muhalif gibi sayma, onun hakkı temsil ettiğini söylerken diğerlerini haksızlık içinde gösterme daha başta Hazreti Ali’ye karşı büyük bir hakarettir. Zira gözünü budaktan esirgemeyen Hazreti Ali gibi cesaret ve şecaat kahramanı bir insanın doğru bulmadığı bir meselede Hazreti Ebû Bekir ve Hazreti Ömer’e boyun eğmesi mümkün değildir. O, fütursuz bir insandır. Hayber’de olduğu gibi çok rahat güle güle ölüme gitmeyi göze alan biridir. Efendimiz’e de isnat edilen bir sözde bu durum
şöyle vurgulanmıştır: ِ“ اَلا َفَٰتٰى ِإِاَّلا َعَِلٌِّيٌ َوَ اَلا َسَ ْيَْفَ ِإِاَّلا ُذُو اْلِْفَِقَاِرAli gibi yiğit, Zülfikâr gibi de kılıç bulunmaz.”37 Şimdi böyle bir insanın, Hazreti Ebû Bekir ve Hazreti Ömer’i idare ettiğini, onlara müdaratta ve mümaşatta bulunduğunu (onlarla iyi geçinmek için rol yaptığını, samimi olmadığını) iddia etmek Hazreti Ali’nin ruhuna bir saygısızlık ve hakarettir. Dolayısıyla bu tür iddiaların esasen kendi içinde tutarsız olduğunu ifade etmek gerekir.
Dipnotlar
- İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 39/201, 42/71; ez-Zehebî, Mîzânü’l-i’tidâl 5/390; Aclûnî, Keşfü’l-hafâ, 2/488.