demesini bilmeliyiz. Özellikle başkalarının övgü ve takdirleri karşısında, Allah’ın lütuf ve ihsanlarını insanın kendine mal etmemesi çok zordur. Bu, oldukça dikkat ve temkin gerektiren bir mevzudur. Birileri sizi sahip olduğunuz bir kısım fazilet ve meziyetlerle övmeye başladığında en azından düşünce ve tasavvurlarınız kirlenebilir. Allah’ı unutarak söz konusu meziyetleri kendinizden bilebilirsiniz. Bence şirk kokan bu tür düşünceleri hayale dahi misafir etmemeli. Hatta daha zorunu söyleyeyim. Uykuya daldığınızda bu tür şeylerin rüyasını bile görmemelisiniz. Zira meseleye biraz Freud’un görüşleri çerçevesinden bakacak olursak, bir kısım rüyaları insanın şuuraltı müktesebatının açığa çıkması olarak değerlendirebiliriz.Bütün bunlar, Kur’ân ve Sünnet’in temel esaslarından hareketle Hz. Pîr’in ortaya koyduğu acz, fakr, şevk ve şükür yolunun gerekleridir. Haddizatında insanın kendini eli hiçbir şeye yetişmeyen bir âciz, hiçbir şeye sahip olmayan bir fakir olarak görmesi bir fazilet değildir; bu, sadece hakikati ve genel durumunu itiraftan ibarettir. Allah karşısındaki konumunu çok iyi belirleyen bir insanın aksi bir düşünceye sahip olması düşünülemez.Allah’ın sağanak sağanak gelen lütuflarını görebilen, ümitsizliğe düşmez. Her şey O’nun elinde olduğuna, her şey O’ndan geldiğine ve O’na döneceğine göre ben niye yeise düşeyim ki! Hâlihazırdaki manzara iç karartıcı olabilir. Fakat yolu açan, yol veren, güzergâhları gösteren ve değişik köşe başlarında karşımıza çıkan gulyabanileri bertaraf ederek güzergâh emniyetimizi sağlayan O ise ben niye karamsarlık duyayım ki! Verenin de alanın da tekrar verecek olanın da O olduğuna gönülden inanıyorsam niye yeis bataklığında boğulayım ki! Bilakis azmime sarılır ve mesleğin diğer bir esası olan şevk yolunu tutarım.Yaptığınız işlere şu gözle bakmanızda hiçbir mahzur yok: Allah’ın kaderî bir planı ve senaryosu var. Bizler de birer oyuncu olarak hiç farkına varmadan sahneye sürülüyor, tahrip olmuş ve yıkılmış bir binayı tamir etmekle vazifelendiriliyoruz. Meseleye