“Ey Mabûd-u Mutlak Maksûd-u bi’l-istihkak, azamet ve ululuğuna yakışır şekilde kullukta bulunamadık. Ey her şeyden daha âyân olan Zat, Seni hakkıyla bilemedik. Ey şükredilmeye tam layık olan Rabbimiz, Sana hakkıyla şükredemedik. Ey her dilde zikredilen, Seni hakkıyla zikredemedik. Ey tüm övgü ve hamdlerin mercii, Sana hakkıyla hamd ü senada bulunamadık. Ey göklerin, yerin ve bunların içindeki her şeyin kendisini tesbih u takdis ettiği Zât-ı Ecell ü A’lâ, Seni hakkıyla tesbih u takdis edemedik.” deyip inlemektir.
“Şükrederseniz Artırırım”
İnsan, bütün hayatını acz u fakr, şevk u şükür duyguları içinde geçirmeli; aklına ne zaman “bir şey yaptım” mülahazası gelecek olsa hemen yukarıdaki cümlelerle durumunu Allah’a arz etmelidir. Böyle yaşamaya muvaffak olur, nail olduğumuz nimetlere şükür duygusuyla yaklaşırsak Allah da nimetlerini ziyadeleştirir. Zira O; “Eğer şükrederseniz artırırım.” 66buyuruyor. Aksine, olan biten şeyleri kendimize bağlar, kendi güç ve iktidarımıza verir, nankörlüğe düşersek Allah’ın eltaf-ı sübhaniyesinden (lütuflarından) mahrum kalırız. Birilerinin “Kahramanlar yaratan bir ırkın ahfadıyız (torunlarıyız).” dediği gibi biz de “Dünyada şu kadar eğitim müessesesi açan bir cemaatin efradıyız.” der, yapılan güzel şeyleri aidiyet mülahazasına bağlar ve bütün bu güzellikleri kendimizden bilirsek, Allah muhafaza, âyetin devamında gelen; “Şayet nankörlük yaparsanız bilin ki azabım çok şiddetlidir.” ilahi beyanının tehdidine maruz kalırız. Allah’ın eltaf-ı sübhaniyesinin devam etmesini istiyorsak, öncelikle nimetin gerçek sahibini görmeli, görüp tesbih u takdiste bulunmalı ve:
“Her şey Senden, Sen Gani’sin, Rabbim Sana döndüm yüzüm.”
Dipnotlar
- İbrahim Sûresi, 14/7.