İçeriğe geç

Ancak insanlar hakkında hüsnüzan ya da hüsnüşehadette bulunmanın belli ölçüleri vardır. Meselâ, bazen hakkında senâvârî sözler sarf ettiğimiz bir insan, onu hazmedecek kadar olgun olmayabilir ve bizim onun hakkında söylediğimiz sözler, onun küstahlaşmasına bazen de başkalarının aldanmasına sebebiyet verebilir. Bu da Efendimiz’in ifadesiyle, o insanın boynunu kırma demektir. O hâlde bize düşen şey, herkes hakkında hüsnüzan etmekle beraber, onlara olduğundan fazla pâyeler yüklememek ve Cenâb-ı Hakk’a karşı da onu tezkiye etmemek şeklinde olmalıdır. Evet bazen hakkı olmadığı ölçüde hüsnüzan eder, Allah’a (celle celâluhu) karşı onu tezkiye etmiş oluruz; bazen de aşırı övgülerle küstahlaştırırız. Hele bir de kendini sıfırlayacak kadar bir olgunluğa erememişse…

Vefat eden insanlar hakkında hüsnüşehadette bulunma da, aynı çerçevede değerlendirilebilir. Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’de: “Sizin insanlar üzerinde şahitler olmanız, Resûlü’n de sizin üzerinizde bir şahit olması için sizi orta (dengeli) bir millet kıldı.”22 buyurmaktadır. Hz. Ömer’in (radıyallahu anh) rivayet ettiği bir hadis-i şerife göre, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) yanından bir cenaze geçerken, oradaki insanlar cenaze hakkında senada bulunurlar. Bunun üzerine Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Vacip oldu, vacip oldu, vacip oldu.” buyurur. Sonra arkadan bir cenaze daha geçer; onu da kötü sözlerle yâd ederler. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) yine aynı ifadeleri kullanır. Hz. Ömer (radıyallahu anh): “Ey Allah’ın Resûlü! Vacip olan nedir?” diye sorar. Allah Resûlü de (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu cevabı verir: “Öncekini hayırla yâd ettiniz ona Cennet vacip oldu. İkincisini kötülükle yâd ettiniz ona da Cehennem vacip oldu. Sizler Allah’ın yeryüzündeki şahitlerisiniz.”23

55