Efendimiz’in (aleyhi ekmelüttehâyâ) çok önemli derinlikleri vardır; bunlardan biri de O’nun nübüvvet müessesesine saygısıdır. Evet O’na dikkatle bakan herkes O’nun peygamberlik mefhumuna çok saygılı olduğunu ve peygamberler hakkında hiçbir çarpık anlayışa müsaade etmediğini görür. Meselâ O (sallallâhu aleyhi ve sellem), Hz. Musa’yı kendisine tafdil edene karşı, “Beni, Musa’ya tafdil etmeyin.”4 demiştir. Yine “Balığın yoldaşı olan zât (Hz. Yunus) gibi olma!”5 âyeti nazil olduğunda, ihtimal bazı sahabilerin aklından, “Acaba Hz. Yunus ne kusur yaptı?” şeklinde bir düşünce geçer mülâhazasıyla O hemen şöyle buyurur: “Beni, Yunus b. Metta’ya tercih etmeyin…”6 Evet O (sallallâhu aleyhi ve sellem) işte bu ölçüde peygamberlik mefhumuna saygılı bir kadirşinastı.
O, neşrettiği nurla herkesin önüne geçmiş, bihakkın hâtem-i divan-ı nübüvvet, ferid-i kevn ü zaman (aleyhi ekmelüttehâyâ) olmuş yüceler yücesi bir kametti. Böyle bir ufku tutmasına rağmen O’na şayet “Sen, İsa İbn Meryem’den daha üstünsün.” denseydi, şüphesiz O tevazu âbidesi, “Estağfirullah” diyecekti. Nitekim kendisine “Seyyidimiz, Efendimiz’sin.” diyenlere karşı O, hep reaksiyon göstermiş ve “Hayır, efendimiz Allah’tır.”7 demişti.
Evet, işte bütün peygamberlere gösterilen bu saygı ve hürmet yörüngeli Muhammedî ruh ve mânâ kavranmalı ve mutlaka yeni nesillere aktarılmalıdır.