Namaz için bir davetiye olan ezan, aynı zamanda dinimizin şeâirindendir. Bu mânâda o, dinde önemli bir yere sahiptir. Bu sebeple mü’min, bir saygı ve kabul ifadesi olarak ezan okunurken onu hep huşû içinde dinlemeli ve kelimelerini tekrar etmelidir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Ezanı işittiğiniz zaman, müezzinin dediğini deyiniz…”14 buyurarak bu hakikati dile getirmektedir. Bu şekilde ezanı dinleyen ve kelimelerini tekrar eden mü’min âdeta şunu demek istemektedir: “Ben kalbim, lisanım, beynimdeki her fakültem ve bütün zerrât-ı vücudumla şehadet ederim ki, Senden başka “Mabud-u bi’l-hak”, “Maksud-u bi’l-istihkak” yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Hz. Muhammed O’nun resûlüdür. O, bize getirdiği mesajla ölü gönülleri ihyâ etmiş, bizi hak ve hakikate yönlendirmiştir. O gönülden yönelme neşvesiyle, dimağlarımıza ulaşmış bal gibi, ağzımızı her açıp kapadıkça O’nu duyuyor ve doyuyoruz…”
Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) başka bir hadislerinde: حَيَّ عَلَى الصَّلَاةِ“Haydin namaza!” ve حَيَّ عَلَى الْفَلَاحِ“Haydin felâha, kurtuluşa!” kısımlarına gelince; لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ “Güç ve kuvvet sadece Allah’ındır.” denilmesini talim buyurmaktadır.15 Çünkü, “namaz”ı hakkıyla edâ etmek ve “kurtuluş”a ermek çok zor bir meseledir. Mü’min, müezzinin “namaz” ve “kurtuluş”a çağrısını duyunca; لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ demekle “Allahım! Senin havl ve kuvvetin olmazsa namaz da hakkıyla eda edilemez ve tam mânâsıyla felâha da erilemez.” demiş olmaktadır. Evet, usûlü, dinin temeli olan tekbir ve şehadetlerle, fürûu da namaz ve kurtuluş gibi esaslarla örülü olan ezan dantelâsı, her gün beş defa bize bu hakikatleri haykırmaktadır.