Peygamberlerin bile kendi dönemlerinde böyle belâların önünü alamadıkları, sadece dondurabildikleri görülmektedir. Bir insan, hangi heyetle olursa olsun, o heyet ve toplum için esas sayılan hususlara mızıkçılık etmeden uymasını bilmelidir. Nitekim Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Uhud’da her şeye rağmen heyetin aldığı karara tâbi olmuştur.4 Evet, vahiy ile müeyyed olan bir Zât bile eğer istişare kararına uyuyorsa, dar akıllı ve dar ufuklu bir insanın itirazda bulunmaya hiçbir hakkı olmamalıdır. İnsan, istişare meclisinde, şayet bir düşüncesi varsa onu seslendirmelidir. Bu düşünce kabul gördüyse mesele yok.. ancak kabul görmediyse ondan sonra o kişiye susmak ve alınan karara uymak düşer. Allah milletçe hepimize insaf ve istikamet versin!
İslâmî Meselelerde Orijinalite Arayışı
Günümüzde bazı bilim adamları, anlaşılması zor ve genellikle de oryantalistlerin çeşitli gayelere matuf olarak Müslümanların düşünce hayatına soktuğu bazı meseleleri, çok önceden yazılmış olmalarına rağmen, bunlar o kabîl şeylere yeni muttali olduklarından, ya orijinal bir şey söyleme ya da “yazılan her şey söylenmelidir” mülâhazasıyla yazıp çiziyorlar. Oysaki bunlar çok önceleri söylenmiş ve cevabı verilmiş olan hususlardandır.
Meselâ bir ilâhiyatçı –Allah selâmet versin!– bu tür eskiden söylenmiş olan birkaç mevzuu kitabına alıp değerlendirebilmiştir. Bu haber bedevî Arap milleti, cahiliyesini yaşarken Efendimiz’in de onların putlarına kurban kestiği ile alâkalı sakim bir haberdir. Böyle bir habere hiç kimse itibar etmemiştir; zira bu haber hadisçiler nezdinde yalancılığıyla meşhur Kelbî tarafından rivayet edilmektedir.