Diğer taraftan bizim ehl-i imana karşı zaten bir tavrımız olamaz; bir kere başta Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), ümmet olarak kendisine intisap eden insanların aleyhinde hiç mi hiç konuşmamış, konuşmak şöyle dursun, “Ashabıma sebbetmeyin (dil uzatmayın). Nefsim elinde olan Zât’a yemin olsun (sizden) biri, Uhud dağı kadar altın infak etse, bu infak onlardan birinin tasadduk ettiği bir müdd’e (küçük bir ölçek) hatta yarım müdd’e bedel olmaz.”14 deyip onlardan övgüyle bahsetmiştir. Üstad’ın da, ehl-i imandan bir kimsenin aleyhinde konuştuğu vâki değildir. Kendisine yapılan onca kötülüklere rağmen, zannediyorum herhangi bir insanın aleyhinde yarım cümlecik söz etmemiştir. “Bunlar toplanıp Risale okuyorlar. Maksatları idareyi ele geçirmek.” diye kendisini gammazlayan bir hoca hakkında, en fazla, “Bir hoca bozması adliyeyi aleyhimize tahrik etti.”15 demiş ve efendice bir üslûp kullanmıştır.
Bunlara iktidâen cami kürsüsünden, “Bütün Müslümanlar bilsinler ki, bazı kimseler kalkıp bana hayvan, mahluk, aşağılık deseler de –ki çıkardıkları çeşitli mecmualarda bunları dediler– mukabelede bulunmayacak ve cevap vermeyeceğim. Ancak, uygunsuz şeyler isnat ederlerse, onları hukukî yollarla düzeltirim.” demiştim. Şu âna kadar da hep öyle davranmaya çalıştım. Başka gazetelerin benim hakkımda yazıp-çizdiği şeylerden kat kat fazlasını yazıp çizen, hakkımda çeşitli isnatlarda bulunan, hatta bana “Tevbe et!” diyen Müslüman görünümlü insanlar oldu. Oysa ben hiçbir zaman İslâm’dan başka bir şey tanımadım; ömrümde yaptığım şeylerin hesabını da Allah’a vermeye hazırım. Allah (celle celâluhu), diğer Müslümanlarla beraber bana da Müslüman ismini vermiş, dolayısıyla benim bundan daha şerefli bir unvanım olamaz. Ehl-i iman kabul ettiğimden dolayı ben böyle diyen kimselere de cevap vermedim.