İçeriğe geç

Yakîn, aksine ihtimal verilmeyen sağlam ve kesin bilgi demektir. Bakara sûresinde “Onlar gayba inanır, namaz kılar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda infak ederler. Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene de iman ederler. Ayrıca ahiret gününe de kesinkes inanırlar.”1 denilerek, ibadet ü taat, yakîne ulaşmanın yolu olarak gösterilmiştir. Demek ki, amel o menfezleri açacak biricik anahtardır ve onsuz yakîne ulaşmak da çok zordur.

Evet, insan, madde ve mânâdan müteşekkildir. Onun gözleri bu dünyayı görmeye ayarlanmıştır. Ama gözlerini kapattığında, basiret devreye girecek ve bununla suretten mânâya, resimden muhtevaya, şekilden öze yönelebilecektir. Ancak buna ulaşmak için çok iyi inanmak gerekir. Geride bıraktığımız yıllar, pozitivizmin ve rasyonalizmin altın yıllarıydı. Bunun hâlâ daha devam ettiği de söylenebilir. Onun için bazılarımız çok çetin bir imtihan içinde sayılır. Bu imtihanların en birincisi, yakîni elde etme yolunda mâneviyata inanmaktır. Evet, İslâm’ın ruhî hayatı olan tasavvufun vâridâtına inanmayanların, yakîn buudunu yakalamaları zordur.. evet, onların, bu kaynaktan gelen ilhamların bir şemmesini dahi duyamayacakları muhakkaktır. Çünkü ondan istifade bir ölçüde onu kabule vâbestedir.

Mesnevî-i Nuriye’de ifade edildiği gibi, Hak’tan gelen nurların bir kısmı su gibi, bazıları ziya, bazıları da hava gibidir. Bu ilhamlar, herkese kendi derecesine göre inkişaf eder. Bundan nasibi olmayan insanların kalblerinin itminana ermesi mümkün değildir.2

2