İçeriğe geç

Her zaman bir ışık tufanı gibi doğan bu nurlu gün ve gecelerde, mü’minlerin oturuş-kalkış ve umumî edalarında büyüleyen bir iman, bir mârifet, bir aşk ve bir ledünnîlik tüllenir.. iman, mârifet ve aşkla beslenen ruhanî hazlar, bütün maddî zevklerin ve lezzetlerin önüne çıkar.. herkes kendi irfan eksenine göre bir mukaddes ufka doğru yol almaya başlar.. bu yolda, her gün katettiği merhalenin sonunda küçük bir vuslata ulaşır ve bu mübarek seferini âdeta taçlandırır. Ruhlarını, her gün böyle bir vuslat ve bütün bu vuslatların çağrıştırdığı büyük visalin hülyalarıyla besleyenler duygularına akan güzelliklerden, ibadetlerin bağrında tomurcuklaşan ümitlerden, bütün inanmış gözlerde ve gönüllerde çağlayan mânâlardan elde ettikleri hazlarla ledünnî bir sessizliğe gömülür, kendilerini ötedeki buluşmanın rüyalarına salar ve füsunlu bir ırmak içinde yüzüyor gibi zaman üstülüğe açıldıklarını sanırlar.

Artık ruhların aradığı haz denizine ermiş bu tâli’liler, her an gönül gözlerinde ayrı bir büyü ile tüllenen ledünnî güzellikleri ve Sevgili’nin bakışlarında açılan çiçekleri, O’nun cemâlin-den akseden ışık hüzmeleri gibi duyarlar.. duyar ve âdeta kendilerini çeşit çeşit meyvelerle, güllerle, çiçeklerle üfül üfül esen bir bahçede bulur ve kopardıkları meyvelerin, güllerin, çiçeklerin üzerinde, bir ömür boyu eşiğine baş koydukları Zât’ın istikbalinin, ikramının sıcaklığıyla kendilerinden geçerler. Hatta burada ulaşamadıkları bazı nimetlerin, değişik bir buudda vaad esintileri ve mükâfat dalga boyuyla akıp geldiğini seziyor gibi duygu dünyalarında Rahmeti Sonsuz’un o derin ve ezelî şefkatiyle kucaklaştıklarını hissederler. Bu ruh hâletiyle, hayatı daha değişik duyar, daha içten sever, çevrelerinde O’nunla irtibatlandırabildikleri her şeyi rikkatle kucaklar, sevgiyle okşar ve tıpkı bir gül gibi koklarlar.

189