Dünyamızın Ledünnîliği
İnanç, ümit ve uhrevî derinlikleriyle bu dünyanın, onu tanıma bahtiyarlığına erenler için, hâlâ tam keşfedilememiş öyle bir büyüklüğü ve büyüsü, el sürülmemiş öyle bir temizlik ve cazibesi vardır ki, onu enginliğiyle duyup yaşayanların bir daha da ondan ayrılmaları mümkün değildir. Daha önce başka anlayış, başka düşünce ve başka sistemlerle tanışmış kimseler, bizim dünyamızın inançlarını, inançlarındaki âhengi o kadar tılsımlı bulurlar ki, kendilerinden geçer ve âdeta onun ledünnî derinlikleri karşısında çarpılırlar. Bizim, ülfet ve alışkanlıklarımız yüzünden, her şeyi âdiyattan sayıp öyle değerlendirmemize ve laubalice davranmamıza karşılık, başkaları bu dünyayı o kadar büyülü, o kadar harikulâde bulurlar ki, hayret makamına yükselmiş gibi, her şeyi engin bir temâşâ zevkiyle seyreder ve zevkten zevke girerler.
Bu sözlerimden, bizim bu dünyaya ait değerleri hiçbir zaman anlamadığımız ve anlayamayacağımız mânâsı çıkarılmamalıdır. Ben bu ifadelerimle, milletimizdeki ülfet, ünsiyet ve alışkanlıkların; idrak ve mârifetimizin, şuur ve vicdanî duyuşlarımızın önünde bulunduğu hususunu vurgulamak istiyorum.. yoksa, bu dünyada da, bize ait değerleri idrak ve mârifet menşurundan geçiren ve her şeyi saf bir duygu olarak ruhlarının enginliklerinde duyan nice kimseler vardır ki, hayatlarını âdeta Cennet koridorlarında geçiriyor gibi duyar ve tıpkı Cennetlikler gibi yaşarlar.