Her gün yüzlerce badire ile karşı karşıyadırlar; ama gönüllere rikkat verecek bir incelikle hep başkalarını düşünür ve başkaları için yaşarlar; hem de kendilerini ve yakınlarını düşünmeyecek kadar bir diğergâmlık ruhuyla. Ağlamaları çok, gülmeleri az, tebessümleri de mânâlıdır. Varlığın perde arkasından sızıp gelen sırlara, dört bir yandan gönüllerini saran ilhamlara, ilhamlarını sinelerine boşaltabilecekleri âşina muhatapların bulunmasına, hizmetlerinin ümitle tüllenen akıbetine, Allah’ın hoşnutluğuna ermiş olma bahtiyarlığına ve böyle bir hüsnüzan kuşağında öleceklerine ve O’na mülaki olacaklarına tebessüm ederler.
Hemen herkesi kendi derinlikleriyle saran duyguları o kadar munis, meleklerin nezahetini hatırlatan onların hayatları öylesine temiz, sevgiyle atan onların sineleri o denli hassas, sesleri-solukları öyle inandırıcı ve bu saadet hissini onlara duyuran Yüce Yaratıcı onlara o kadar yakındır ki, huzurla tüten bu yakınlığın onların gönüllerinde hâsıl ettiği itminan sayesinde “hep güzel görür, güzel düşünür” ve Firdevslerde yaşıyormuşçasına “hayatlarından lezzet alırlar.”
Onların iklimine daha ilk adımımızı attığımızda göklerin bilmem hangi devresinden, arzın hangi döneminden, insanlık tarihinin hangi bölümünden pırıl pırıl bir zaman dilimi gelir.. bütün ufkumuzu kaplar.. ve biz onun, o da bizim olur. Öyle ki, kulaklarımızda bütün bir geçmişin uğultularını duyar, hayallerimizde topyekün beşer tarihinin tüllendiğini hisseder ve sinelerimizin heyecanla attığına şahit oluruz.