Hâdiseler, yıldırım süratiyle cereyan ediyor.. umumî durum, her dakika başkalaşma sath-ı mâilinde.. anlayış ve bakış zaviyeleri sürekli değişiyor.. siyasî ve iktisadî değişimler, en keskin tahmin ve kehanetleri bile yanıltacak şekilde belirsiz ve hiss-i umumînin önünde.. en cins kafalar bile, önümüzdeki ay ve yıllarda nelerin silinip gideceğini, nelerin istikbalde de var olacağını kestirememenin heyecan ve hafakanlarıyla kan-ter içinde ve hep kararsız. Elbette böyle bir dünyada fırtınalar kadar meltemlere de şans tanımak icap eder. Biz, birkaç asırdan beri kasırgalarla kavrulmuş bir millet olarak sabâ beklentisi içindeyiz ve kış faslını bitirdiğimiz ümîdiyle bahar rüyaları görüyoruz.
Bu aşamada bize düşen şey, milletimizin mânâ seviyesini yükseltmek.. onun fikir ve his cephelerini canlı tutmak.. talim ve terbiye müesseselerini, çağın gereklerine göre bir kere daha gözden geçirmek.. mâbed-mektep-tekye arasındaki kopukluğu gidererek, varlık ve bekâmızın bu temel dinamiklerini yeniden hayata geçirmek ve gelecek adına planladığımız dünyayı kendi değerlerimiz üzerine bina etmektir; hem de hiçbir mantıkî boşluğa meydan vermeden kendi değerlerimiz üzerine bina etmektir.