İçeriğe geç

Tali’siz bir dönemde, topyekün insanlık olarak gidip maddeciliğe aborde olma sonucu, düşünce hayatımızda insanın zatî değerlerini yıkarak insanoğlunu “eşref-i mahlûk” tahtından alaşağı etmiş, alaşağı etmek bir yana, hayvanlardan herhangi bir hayvan derekesine ittirip sözde eski telâkkileri sorgulama adına, onu hor görmüş ve bütün insanî değerlerin altını üstüne getirmiştik. Ne acıdır ki, telafisi çok zor bu büyük yanlışlığı yaparken, ne korkunç bir cinayet işlediğimizin farkında bile değildik.. değildik ve o gün-bugün de hâlâ o sadmenin tesiri ile sarsık, kararsız ve “teşettüt-ü ârâ” içinde bulunuyoruz.

Oysaki, insan denen bu yüce varlık, haklarına kat’iyen dokunulamaz, hürriyetlerine ilişilemez, her türlü tebcil ve takdiri aşkın, dünya kadar hususiyetleri olan müstesna bir varlıktır. Merhum Âkif’in ifadesiyle; “Onun mahiyeti hatta meleklerden de ulvîdir / Avâlim onda pinhândır, cihanlar onda matvîdir.” Onu hor görme, varlığın yaratılış gayesini hor görme, onu tezyif etme de hilkatin ruhunu tezyif etme demektir. O, hor görülüp tezyif edilmeyecek kadar âli olduğu gibi, asla feda edemeyeceği bir kısım hususiyetleri de olan müstesna bir yaratıktır: Onun hürriyeti elinden alınamaz.. ona tahakküm edilemez.. o kat’iyen zulme uğratılamaz.. ve hele asla sömürülemez; zira bunların hepsi, insanlık mânâsını tahkir ve insanî ruha haksızlıktır; dolayısıyla en büyük ahlâksızlıktır.

Bu itibarla da, günümüzde insanî değerleri, zannediyorum bir kere daha gözden geçirmek icap edecektir.

Evvela, bizi biz yapan kaynaklarımız ve temel düşüncelerimiz, insana saygıyı emretmekte ve ona değerler üstü değer vermektedir.. değer vermekten de öte, insanı “eşref-i mahlûk” tahtına oturtarak, onun iradesini, haklarını ve hürriyetlerini selamlamakta ve onun dünya ve ukba mutluluğunu bir dantela gibi bu dinamikler üzerinde örgülemesi gerektiğini vurgulamaktadır.

212