İçeriğe geç

“Kuvvet hakta olmalı” yoksa, istibdâdı yıktık diyenler onu daha geniş bir zemine yaymış ve önü alınmaz hâle getirmiş olurlar. Bizde de öyle oldu; gidenler, milletin beklentilerini veremeden gittiler; gelenler de bir sürü şerlerle geldiler.. peygamberlerin sundukları mesajlarla doğup gelişmiş bulunan kolektif duygu ve davranış nizamını altüst eden yenilik hareketleri, mâbed yerine apartmanı, Mâbud’un marziyatı yerine de, ferdin hevâ ve hevesini, beden ve cismanî hazlarını yerleştirdi. Bu dönem itibarıyla idi ki, Kur’ân’ın “eşref-i mahluk” diye tanıyıp tanıttığı insanoğlu, yiyen-içen-hazmeden-uyuyan-cinsî arzularını yaşayan ve ıtrahta bulunan sefil bir varlık durumuna düşürüldü.. ve yine bu dönemde, üzerinde kıymet ifade eden hiçbir çizgi ve tarihî iz, geçmişe ait hiçbir hatıra ve olgunluk emaresi bulunmayan bu alabildiğine şapşal ve ablak yüzlü düşüncenin elinde, eski değerlerin hepsi tapanlanıp1 gitti; yerlerine de hiçbir şey konamadı. Zaten inkârcı ve nihilist bir dünya görüşünün boşluğundan ve hevâî üslûbundan, başka bir şey de beklenemezdi…

Evet, diyebiliriz ki, bu sisli-dumanlı dönemde, ferdî, içtimaî pek çok şey vaad edilmiştir; ama, bunlardan hiçbiri gerçekleştirilememiştir. Aksine, bütün millî, dinî ve tarihî değerler yıkılmış ve onların yerini de ürperten bir mazi hasreti ve içlerimizi endişe ile dolduran bir gelecek kuşkusu almıştır. Şimdi, sinelerimiz her tarafta, kanlı gözlerle kendi dünyasını ve kendi üslûbunu arıyor.

147