Bir iki asır var ki, milletimiz hep bu aldatmacalarla iğfal edildi ve bu yaldızlı sözlerle uyutuldu.. o uyutuldu ama, yıllardan beri onu değişik meralarda dolaştırıp ot yemeye alıştıranlar, bir an bile kendi diş ve pençelerini bilemeyi ihmal etmediler. Keşke şu anda olsun bunu tam mânâsıyla anlayabilseydik.! Anlayıp da, en buhranlı dönemlerimizde “Allah’a dayanıp sa’ye sarıldığımız”, kuvvetin hikmet-i vücudunu kavrayıp kılıçlarımızın hakkını da verebilseydik; verebilseydik de, hareket hâline geçmeyen ve geçme istidadında da olmayan düşünce urbası giymiş heva ve heves kılıflı fantezi şeylerden vazgeçerek, hak buudlu, hikmet televvünlü şu kudretler, liyakatler dünyasında lâf üretmek yerine biraz da kuvvet ve aksiyonla kendimizi anlatabilseydik! Yani koyunlar gibi canavar gölgelerinden dahi korkup titreyeceğimize tahdis-i nimet1 nev’inden olsun, birkaç fasılda diş ve pençelerimizden bahsedebilseydik…
Yirminci asır, insanlık için bir imtihan ve iptila asrı oldu. Harpleri kargaşalar, kargaşaları da harpler takip edip durdu.
Birinci Cihan Harbi bir nizam ve sistem mücadelesi değildi. Onda, içtimaî, iktisadî, idarî ve siyasî hiçbir değişiklik hedeflenmemişti.. taraflar sadece ve sadece toprak peşinde, müstemleke arayışında ve çıkar avındaydılar. Tabiî, yine en çok dillerde dolaşan şey de: Mazlum milletlere hürriyet, müstemlekelere istiklal ve cihanşümul adaletin tesisi.. gibi aldatmacalardı.. ve bunlarla, topyekün insanlık, pastırma kokusuyla kapana kıstırılan fare gibi derdest ediliyordu.
Dipnotlar
- 1 Tahdis-i nimet: Mazhar olunan İlâhî lütuflara itiraf.