İçeriğe geç

Onlar, dünden bugüne, sıra dağlar gibi yerlerinde durmuş ve asla mevzilerini terk etmemişlerdir. Mihrapların çokluğu onları şaşırtmamış, kıblenin çöküşü onların zihnini bulandıramamıştır. Ay batmış, güneş doğmamış, teker teker bütün yıldızlar silinip gitmiş; ama onlar yine yol ve yön değiştirmemişlerdir. Azimli, iradeli ve kararlı olmuşlardır sonuna kadar.

Onlar, içinde yaşadıkları milletin hayat kâsesini taşıyan ruhanîler, millet de onların azat kabul etmez bendeleridir.

Ya şu yürürken yorulup yolda kalanlara, en küçük bir engebe karşısında ürküp geriye duranlara, iş yapmak için hep bahar bekleyenlere, en ehemmiyetsiz tazyik karşısında azim ve iradesiyle felce uğrayanlara, kitlelerin sevk ve idaresini kimseye vermedikleri hâlde, sürekli olarak onları yanıltan ve şaşırtanlara, evet, bütün bunları yapanlara ne demeli..? Ne demeli, dünü ayrı bir macera, bugünü ayrı bir mezellet ve yarını hangi hezeyânlara hamile bulunduğu belirsiz bu tali’sizlere..?

Bunlar, bahar gelince yiğit kesilir, güneş doğunca daldan dala sekmeye başlar, kar bastırınca sünepeleşir, gece olunca da hımbıllaşırlar. Ganimet bahis mevzuu olunca ön saftadırlar; tehlike baş gösterince de, gerilerden daha gerilere çekilerek kayıplara karışırlar. Fakirlik hâllerinde zahit8, imkân elverdiğinde Karun9; pöhpöhlenince cevvâl, unutulunca da miskindirler. Hâsılı, “Öyle bednam, öyle bedhâl, öyle kem tali’tirler ki”; onlara, milletin yüz karası dense sezadır.

Bilmem ki daha kendine ermeden düşünceye doymuş, ülfet ve ünsiyete boğularak imanî haz ve zevklerini yitirmiş bu tali’sizlere bir şey anlatmak kâbil olur mu?.. Biz, şimdilik o bahsi kapatarak, zıddın, zıddı tedaisiyle10 içine girdiğimiz bu saksağan hikâyesini burada kesmek istiyoruz.

Keşke şu perişan satırlar onlara dahi bir şeyler anlatabilseydi…

16