Evet, ne “Nizâm-ı Cedît”4 düşüncesi, ne “yeniçeri kıyım” hâdisesi, ne de Gülhane’deki toy karbonarilerin “Hatt-ı Hümayûn”ları Osmanlı toplumuna kendini yenileme yolunu açamadı. Böyle bir yolu açmak şöyle dursun; aksine, bu hareketler, Türk toplumunun başına inmiş balyozlar gibi onu cankeş edip komaya soktu. Bu arada bir kısım müsbet kıpırdanış ve gayretlerin bulunduğunu da inkâr etmemek gerekir. Ancak bu gayretlerin, hemen hepsi, mevziî ve tedâfüî5 mahiyette olduğundan beklenen “yenilenme”yi getiremedi. Hatta, Türk toplumunun açık seyreden rahatsızlıklarının, bu hareketlerle sinsileşerek, daha tehlikeli bir hâl aldığı da söylenebilir. Evet, toplumun çeşit çeşit rahatsızlıklarına karşı yerinde olmayan bu türlü müdahaleler, tıpkı ihtilaçlar içinde kıvranan bir hastaya, müsekkin verip sesini kesmek veya fıtık üzerine yerleştirilen kasık bağı nevinden şeylerdi ki, hastayı muvakkaten teskin etmekten başka bir şeye yaramadı.
Aslında, yolunu yitirmiş ve ne yanda bulunduğu belli olmayan bu ölü ve sersem ruhların, şimdiye kadar yenilenme adına vaad ettikleri hemen her şey, bir aldatmaca ve yığınları saptırmadan ibaret kalmıştır.
Ah, o tekrar tekrar aldatılan yığınlar; bilmem ki, gerçek mânâda onlara, kendilerini yenilemeyi öğretebilecek miyiz!..
Dipnotlar
- 4 Nizâm-ı Cedît: Yeni nizâm. Osmanlı Devletinde III. Sultan Selim zamanında yeni nizâmla yetiştirilen bir askerî teşkilât.
- 5 Tedâfüî: Kendini müdafaa etme ve koruma ile alâkalı.