Evet, mazi en üstün hislerle yâda getirilerek, atalarımıza ait kahramanlık türküleri gönülden heyecanlarla tekrar edilmeli; ruhuyla bütünleşerek başı yüce âlemlere ermiş kudsîler, sinelerimize taht kurup oturmalı; ama her şey bundan ibaret sayılmamalı ve hele kat’iyen mezarlar ve mezar taşlarıyla teselli olunmamalıdır.
Yiğitlik, önce serhatlarda destanlaşır, sonra türkülerin ruhuna siner. Hak eri olma, aşk ve heyecanla kanatlanıp sonsuzla münasebete geçenlerin elde edebileceği bir pâyedir; gerçeğe inanmışlık, dinî mükellefiyetleri en tabiî bir ihtiyaç şuuruyla ve hayatın gayesi, yaratılışın neticesi olarak kabul etmekle tahakkuk eder.
Evet, hayallerimizde ihtişama ulaşan geçmişle alâkalı her tablo, yeniden bizleri, bir ulu millet olma yolunda harekete geçiriyor ve sa’ye şevkimizi kamçılıyorsa, mukaddestir. Yoksa mesele günümüzle hesaplaşırken, maziyi imdada çağırma gibi bir garabet arz edecektir ki, bu da ancak bir aldanma olur.
Bizler, mazinin gür ve pürüzsüz soluklarını, günümüzün en renkli ve canlı besteleriyle seslendirip insanlığa yepyeni bir nağme duyurma mecburiyetindeyiz. Bu nağme, bütün hususiyetleriyle idealizme susamış boşluktaki nesilleri geçmişin atlas renkli kubbesi altında ve yaşadığımız zamanın aydın ikliminde bir araya getirecek, bir millî ruh nağmesi olmalıdır.