İçeriğe geç

Onlar milletleri adına, kuvveti hakta bilir ve hep hakkın ihyâsına çalışırlar. Ancak, kuvvetin de bir yeri olduğunu ve bir hikmet-i vücudu2 bulunduğunu kat’iyen hatırdan çıkarmaz ve kuvvetler muvazenesinde, hasımlarının gücüne denk iktidara sahip değillerse, teknik olmayı da ihmal etmezler. Zeki, idrakli fakat sığ görünümlüdürler!..

Kendi çizgilerinde olan herkesle fevkalâde içli dışlı ve gönülden; düşmanlarına karşı da bir hayli insanca ve onları idare edecek kadar da basiretlidirler. Gönül ve mantığın el ele olduğu onların atmosferinde, ne dostlar ihmale uğrar, ne de düşmanlar tamaha kapılabilirler.

Öfkelendikleri zaman zulmetmeyecek kadar yumuşak; yumuşak oldukları zaman da adaletten ayrılmayacak kadar iradelidirler. Onların bu kutlu iklimlerinde, ne zalimlerin “hayhuy”u ne de mazlumların iniltisi duyulmaz.

Azimli ve kararlıdırlar. Bayrama erecekleri güne kadar, ne dünyaya karşı oruçlarını bozar, ne de Cennet’lere girme arzusuna kapılırlar. Bir buhurdan gibi devamlı tüter durur ve çevrelerine mâverâdan3 gelmiş güzel kokular saçarlar.

Onlar, içinde yaşadıkları toplumla, gökler ötesi yüce hakikatler arasında spiral bir kordon gibidirler. Uğursuz ellerde elli bin defa sağa sola bükülüp hırpalansalar dahi, kat’iyen kopmazlar. Defalarca Cehennemlere dalıp ateşleri göğüsledikleri, defalarca örsten çekiçten geçtikleri için ne ateşlere atılmadan çekinir, ne de “zulmün güllesi, bombası” karşısında paniğe kapılıp ric’at ederler.

Onların nazarlarında, gerçek hürriyet, Hakk’a esarettedir. Bu itibarla, Hak uğrunda, nefislerine çektirecekleri her şeyi, bir ibadet neşvesi içinde yapar ve bundan da sonsuz bir zevk duyarlar; hele, beşerî istek ve arzularını da bütün bütün aşmış ve gönülde varlığa ermişlerse…

52