İşte bir realite olarak diyebiliriz ki avam-ı mü’minîn öteden beri aklî istidlâllerden, mantıkî kıyaslardan daha ziyade Hakk’a müteveccih olan bu ufuktaki insanların söz ve tavırlarına itimat etmiş ve onların arkasından gitmişlerdir. Bu tür insanların durduğu yeri, durulması gerekli olan yer; yöneldikleri ciheti de yönelinmesi gerekli olan cihet olarak görmüşlerdir.
Kalb ve Ruh Ufkunda Diriliş
Farklı zamanlarda ortaya çıkan diriliş hareketlerinde de kalb ve ruh ufkunu ihmâl ederek sadece aklını ve mantığını kullanan, amel buudu noksan bir ilimle başkalarına bir şey anlatmak isteyen insanlardan daha ziyade, iç dünyasına yönelmiş, ciddi bir murakabeye dalmış, kendi ruhunun ufkuna göre yaşayan, ömrünü kalbî ve ruhî hayat yörüngesinde sürdüren insanlar toplumdaki yenilenmeyi sağlamışlardır. Yaşanan ba’sü ba’de’l-mevtlerin, diriliş hareketlerinin arkasında bu tür ruh ve kalb kahramanları vardır. Bu diriltici solukları Hazreti Pîr’den Mevlâna Halid Bağdâdî’ye, Alvar İmamı’ndan kardeşi Vehbi Efendi’ye, İhramcızade Hazretleri’nden halifesi Hulusi Efendi’ye muhtelif meşreplerden sayısız gönül erleriyle misallendirebilirsiniz. Herhangi bir beklenti içine girmeden, işin sonundaki semereyi hiç mi hiç düşünmeden, kendilerini delice hak yoluna adamış bu büyük zatlar, çevrelerinde oluşturdukları atmosfer içinde, sizin bin tane mektebinizde yetiştirdiğiniz insandan daha büyük ruh ve kalb insanları yetiştirmişlerdir.
Bu ifadelerimizden bütün bütün ilme ve ilmî hakikatlere kapanılması gerektiği, onların bir işe yaramadığı anlaşılmamalıdır. Elbette ki ilim, ilmi elde etme yolları ve ilmî hakikatler dirilişimiz adına çok önemli dinamiklerdir. Bizim burada üzerinde durduğumuz mevzu ise me’hazın kudsiyetinin çok önemli bir tesirinin olduğudur. Çünkü onda samimiyet, Allah’a (celle celâluhu) yakınlık, Allah’la irtibat ve Allah’a nisbet vardır ki, muhataplar üzerinde derinden derine tesir hasıl eden faktörler de işte bunlardır.