Kaderin âşığa belirlediği çerçevede, âşıkta sadece sevgiliye duyulan aşk u iştiyakın helecanları vardır. O atlasta her renk sevgiliden bir tenezzül işareti, her hat, her nokta bir sonsuzluk remzi, her motif de bir vuslat çağrısıdır. Âşık, kaderinin çehresine her temâşâ edişinde: “Allah’ım, gönlümü yarattığın ve aşkı var ettiğin için Sana nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Yıllar ve yıllar boyu Mecnun gibi hep iz sürsem ve tecellî pususuna yatsam –uzaklığım, konumum itibarıyla bana ait bir nakîse– işte böyle bir uzaklığı derinden hissedip, hep vuslat diyerek vadi vadi dolaşsam.. varlığın çehresine saçtığın güzelliklerle yer yer tanışsam; canlı-cansız her nesnede, “Bu da, O’nun ışığının gölgesi.” deyip, “Her şeyi tûtiya gibi koklayarak yüzüme-gözüme sürsem.” der; her his ve her duygusuyla, ayrı ayrı fakat tek ufuklu olarak O’nu benliğinin her parçasında duymak için çırpınır durur. Aslında, böyle davranmayınca da, o ak sevdanın hakkı verilemez ya..
İçeriğe geç
“Cemalini nice yüzden görem diyen dilber,
Şikeste âyineler gibi pâre pâre gerek..” (Anonim)
46