İçeriğe geç

Kur’ân-ı Kerim’de astronomiye esas teşkil edecek o kadar çok âyet vardır ki, bunların bir araya getirilerek teker teker tahlil edilmeleri, ciltler ister. Biz bir iki âyetin işaretiyle iktifa edeceğiz. “Allah o Zât’tır ki, gökleri, görebildiğiniz bir direk olmaksızın yükseltti; sonra da iradesini (tekvin) arşına yöneltti. Güneş’i ve Ay’ı hizmet etmeleri için sizin emrinize verdi. Artık hepsi belli bir süreyle kayıtlı olarak akıp gitmektedir.”9 Âyet, göklerin yükseltilmesini, genişleyip büyümesini hatırlattığı gibi, her şeyin nizam içinde baş başa, omuz omuza olmasını da (bilebileceğimiz cinsten bir direk olmaksızın) sözüyle ifade etmektedir. Evet, kubbe-i âsumânı tutup, dağılmasına meydan vermeyen görebileceğimiz cinsten bir direk yok ama, yine de bütün bütün direksiz değil. Zira, kütlelerin dağılmaması ve gelip birbirine çarpmaması için, görülsün görülmesin mevcut nizama esas teşkil edebilecek kanun, kaide, prensip mânâsında böyle bir direğin vücudu zarurîdir.

Kur’ân bu ifadesiyle bizlere, kütleler arası ilelmerkez (merkezçek) anilmerkez (merkezkaç) prensibini düşündürmektedir ki, bunun Newton’un “çekim kanunu”na veya Einstein’in “hayyiz”ine uyup uymaması bir şey ifade etmez.

Hele âyetin, Güneş ve Ay’ın akıp gittiğini ifade etmesi çok enteresandır ve üzerinde durulmaya değer. Rahmân sûresinde “Güneş ve Ay’ın hareketleri tamamen bir hesaba bağlıdır.”10, Enbiyâ sûresinde “Geceyi, gündüzü, Güneş’i, Ay’ı yaratan O’dur. Bunların her biri bir yörüngede yüzmektedirler.”11; Yâsîn sûresinde “Güneş kendine mahsus yörüngede akıp gitmektedir.” denildikten sonra “Bunların her biri belli bir yörüngede döner dururlar.”12 buyrularak, Güneş, Ay ve sair gezegenlerin bir nizama göre yaratıldıkları, bir âhengi temsil ettikleri ve riyazî bir gerçeğe dayalı bulundukları apaçık dile getirilmektedir.

Yerin Yuvarlaklığı

16