Cenâb-ı Hak bir âyetinde “Ben istediğim kulumu hidayete erdiririm.” diyor. Bu durumda Cenâb-ı Hak kulları arasında bir ayrım yapıyor mu?
Evvelâ, Allah bir ayrım yapsa, kimin hakkı var ki, O’na “Niçin ayrım yaptın?” desin. Allah, mülk sahibidir1. Hepimizi belli şeyler içinde evirip çeviriyor; ama, kimsenin, herhangi bir hak iddia etmeye de hakkı yoktur. “O Mülk Sahibi, mülkünde dilediği gibi tasarruf eder.” hakikatinin sahibidir. Ayrıca, O’nunla alâkalı sual sorulurken, çok nezihane, edibane sormak lâzımdır. Allah, her şeyi kabza-i tasarrufunda tutan Mâlikü’l-Mülk’tür.2 Kimsenin böyle, bu tarzda soru sormaya hakkı yoktur ve edebe münafidir.
Ancak şöyle denebilir: “Cenâb-ı Hak beni hidayete veya dalâlete atıyorsa sonra acaba beni hangi esas, hangi prensip ve hangi hikmete binaen muaheze edecektir? Zira, O, Hakîm-i Mutlak’tır. Acaba bu husustaki hikmeti nedir?”
Evet, Allah dilediğini hidayete, dilediğini de dalâlete götürür. Bu husus, Kur’ân-ı Kerim’in mükerrer yerlerinde hep böyle zikredilmiştir.3 Meşîet-i ilâhiye esastır. Bu mevzuda dikkat edilmesi gerekli olan husus da şudur: Hidayet ve dalâlet Allah’ın yaratmasıyladır. Ama sebebiyet, kulun mübaşeretidir. Kulun mübaşereti o kadar zayıftır ki, âdeta hiç hesaba katılmamakta ve doğrudan doğruya bütün kâinatların yaratılması, kendisine ait olan Allah’ın (celle celâluhu) Zât’ı zikredilmektedir.
Dipnotlar
- 1 Bkz.: Fâtır sûresi, 35/13; Zümer sûresi, 39/6; Şûrâ sûresi, 42/39; Zuhruf sûresi, 43/51; Mülk sûresi, 67/1.
- 2 Âl-i İmrân sûresi, 3/26. Arıca bkz.: Mâide sûresi, 5/1; İbrahim sûresi, 14/27; Burûc sûresi, 85/16.
- 3 Bkz.: A’râf sûresi, 7/186; Kehf sûresi, 18/17; Zümer sûresi, 39/37.