Bu kadar umumî araştırmalara rağmen, hiçbir nebattan, kendisini idare eden tecrübeli bir insan ruhunun mevcudiyetine dair bir mesaj alınamadığı gibi, şu anda insanlık devresini sürdürdüğü kabul edilen hiçbir ruhtan da, onun nebatî ve hayvanî hayatına dair bir hatıranın tespit edildiği gösterilememiştir. Hâlbuki bu husustaki iddialar arasında, eski malumat ve müktesebatın intikali de, mühim bir esas olarak üzerinde durulan meselelerdendir. Ne var ki, şu ana kadar bir iki akıl hastasının hezeyanından başka ve bir iki sansasyonel haberden gayri bir şey de bilmemekteyiz.
Tevrat’ta mevzu edilen Niobe’nin mermer ve Hz. Lut’un zevcesi Edithe’nin tozdan bir heykel hâline gelmesi, hiçbir zaman tenasühe delil sayılmaz. Müsamahalı davranıp böyle bir şeyi kabul etsek bile, ruh kabzedilmiş, ceset ve mâruz kaldığı belânın keyfiyetine göre, ya yakıcı bir atmosferle toz toprak olmuş veya lavlar altında kalan cansız cesetler gibi taşlaşmış demektir. Nitekim, dünyanın her yöresinde karşılaşılan bu kabîl fosiller sayılmayacak kadar çoktur. Pompei’nin, Vezüv’ün püskürttüğü lavlarla bir kül yığını hâline gelmesinden asırlarca sonra yapılan kazılar, karşımıza bir sürü mermerleşmiş Niobe çıkardı. Bugün sayfa sayfa bu enkaz yığınlarını çevirip dururken, ibretle seyrettiğimiz nâpak alınlarda utanç ve hacalet dolu bir hayatın, insanı kudurtmuşluğu hissedilmekte ve ilâhî gazabın eserleri görülmektedir. İbret alınsın diye istikbalin koruyucu sinesine teslim edilen bu etnoğrafik materyali tenasühle tefsir etmek, hiçbir mesnede dayanmadan ortaya atılmış bir iddia ve işi hafife almaktan ibarettir.