İçeriğe geç

Şimdi, bir kere düşünün! Kız kardeşine, halasına, yeğenlerine karşı, behîmî hislerinin mağlubu, sergerdan bir grubun barındığı evde huzur tasavvur etmek mümkün müdür! Böyle bir evde herkes göz koyduğunu kapmak için kötülükler düşünecek, hatta öz kardeşleriyle rekabete girişecek…

Belki de aynı düşünce ile Hz. Âdem’in (aleyhisselâm) evlâtları arasında cereyan eden cinayetlere başvurulacak ve keşmekeşlikler sürüp gidecektir.

Demek ki, koruyucu müeyyideler, vicdanları uyanık tutan sâikler mevcut olduğu zaman, o türlü mevzuat suiistimal edilmese bile tenbih edici faktörlerin yok olması, bağlayıcı atmosferin silinip gitmesiyle her çeşit suiistimale kapı açılabilir.

Sırf bâtılı tasvir etmemek için duyduğum ve gördüğüm şeyleri şerh etmek istemiyorum. Yoksa, ailedeki küçük ihmallerin neticesi, insanı insanlığından utandıracak öyle hâdiseler cereyan etmektedir ki, bunları duyup işitip ürpermemek mümkün değildir.

Bir hususu daha noktalarken diyebiliriz ki; barınaklarının duvarlarında “İniniz, bazınız bazınıza düşman olarak.”2 sesinin ihtizazları duyulan bir topluluk, hâvi bulunduğu haşyet, saygı, ürperti ve sarsıcı endişelerle günümüzün hanelerine benzemediği gibi, o haneye ait muvakkat ahkâm da, hanelerimizdeki ahkâma benzemeyecektir.

Kaldı ki, bu şekilde cereyan eden muamelenin adedi hakkında da bir şey söylememiz oldukça güçtür. Belki hâdise bir kere, belki de iki kere cereyan etmiştir!

6- İzdivacın tekeffül ettiği hikmetlerden bir tanesi de servet dağılımını temin ve malın belli ellerde teraküm ve tedavülünü önlemektir. Hâlbuki, o devirde bütün insanlar Hz. Âdem’in evlâtlarından ibaret olduğu ve küre-i arz baştan başa onların istifadelerine takdim edildiği için, ne temerküz, ne tahaşşüt, ne de teraküm asla bahis mevzuu değildi. Günümüzde ise, içtimaî yapı, kazandığı hüviyetle büyük farklılıklar arz etmektedir…

121