İçeriğe geç

Meselâ, şehirlerin altını üstüne getiren korkunç bir zelzelede, binlerce insanın bütün gayretlere rağmen kurtarılamamalarına mukabil, zelzeleden günlerce sonra kendini korumadan âciz çocukların, hiçbir zarar ve ziyana uğramadan toprağın altında istirahat ederken bulunmaları.. hem kanala yuvarlanan bir römork içindeki bütün işçilerin boğulmalarına karşılık, çok ötelerde hiçbir arızaya uğramadan, suyun üzerinde yüzüp duran kundakta bir çocuğun bulunması, hem bir uçak kazasında, en mahir ve tecrübeli kimselerin kaçamayıp cayır cayır yanmalarının yanında, uçağın düşmesiyle iki yüz metre öteye fırlayan mini mini bir yavrunun hiç arıza almadan kurtulması gibi… yüzlerce hâdise ispat etmektedir ki; hayat da ölüm de kendi kendine olmayıp; aksine, bilen, gören ve idare eden Bir’inin tedbiriyle meydana gelmektedir.

Hayata birer birer veya toplu olarak gelen her varlık, kütük ve sicil defterlerindeki vazife bitimi ve ecellerine kadar, fıtratın ince sırlarını kavrama, tabiat ötesi gizlilikleri keşfetme, bizleri ve onları gönderen Zât’a ayna ve tercüman olma mükellefiyetiyle ömürlerini doldurur, parça parça veya toplu olarak terhis edilirler.

Bu bilme, tespit ve sonra da vefat ettirme; yani aynı anda ecellerini getirme, her şeyi baştan sona en iyi şekilde bilen Allah (celle celâluhu) için gayet kolaydır. Kaldı ki, her insanın etrafında bir yığın meleğin bulunduğunu ve bundan başka pek çok can alan meleklerin de olduğunu, gizli açık her şeyi Bilen’den öğreniyoruz.

Bu bahiste ayrıca, şöyle küçük bir itiraz da vârid olabilir: Bu kabîl musibetlerde, müstahak olanlarla beraber, bir hayli de masum telef olup gitmektedir. Acaba buna dair bir şeyler söyleyebilir misiniz?

152