Şimdiye kadar çok kimseler bu imtihanı kaybetmiştir. Nice servet sahibi kimseler vardır ki, servet içinde yüzdükleri hâlde, nankörlüklerinden ötürü, kalblerinde tecellîden en ufak bir parıltı ve aydınlık yoktur.
Binaenaleyh, bunlara Cenâb-ı Hakk’ın mal ve menal vermesi bir istidraçtır; dolayısıyla da sapmalarına bir vesiledir. Ama bunlar, her şeyden evvel ruhî ve kalbî hayatlarını öldürdükleri ve Allah’ın verdiği fıtrî kabiliyetleri çürüttükleri için buna müstahak olmuşlardır.
Bu arada, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu hadislerini kaydetmek de yerinde olur: “İçinizde öyleleri vardır ki, ellerini kaldırıp Allah’a kasem ettikleri zaman, Allah (celle celâluhu), onların yeminlerini yerine getirir. Ve yeminlerinde hânis kılmaz. Berâ İbn Mâlik onlardan birisidir.”2 Hâlbuki Enes’in kardeşi Berâ’nın ne yiyeceği ne de yatacak bir yeri yoktu, kût-u lâyemûtla yaşıyordu. İşte, Berâ gibi saçı başı karışık, nice pejmürde görünüşlü ve perişan sayılacak kimse vardır ki, onlara büyük insanlar nazarıyla bakılmış ve kalblerinin büyüklüğü, içlerinin aydınlığıyla değerlendirilmişlerdir. Ve işte bunlardır ki, Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) diliyle, yemin etseler, Allah’ın (celle celâluhu), yeminlerinde yalan çıkarmayacağı kişiler olarak vasıflandırılmışlardır.
Onun için; müstakillen ne servet, ne de fakirlik bir felâket veya nimet sayılmamalıdır. Belki yerine göre fakirlik, Allah’ın en büyük nimetlerindendir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) iradesiyle fakirliği ihtiyar buyurmuşlardır: “İstemez misin dünya onların olsun, ahiret bizim.”3 Hz. Ömer, dünya servetleri devlet hazinesine aktığı hâlde, bir fakir insan gibi, kût-u lâyemûtla geçinmiş ve fazlasını istememiştir.
Dipnotlar
- 2 Tirmizî, menâkıb 54.
- 3 Buhârî, tefsîru sûre (66) 2; Müslim, talâk 31.