İçeriğe geç

bulur. O kayyûmiyet bağı bir an kesilse, bütün eşya birden mahvolur. O’nun ortağı ve benzeri yoktur. Dalâlet yolundaki bazı kimseler, maddeyle sınırlı bulunmayan, mekândan münezzeh, bölünmesi ve farklı kısımlara ayrılması her şekilde akıl dışı, değişmesi, başka bir hale geçmesi, ihtiyaç ve acz duyması imkânsız olan Zât-ı Akdes’in bir kısım tecellilerini, zerrelerdeki muntazam değişimler içinde hayret verici yaratıcılığının ve kudretinin büyük bir cilvesini hissettikleri halde o cilvenin nereden geldiğini bilemediklerinden ve o Samed’in kudretinin cilvesinden gelen umumi kuvvetin nereden idare edildiğini anlayamadıklarından, madde ve kuvveti ezelî kabul ederek ulûhiyeti inkâr yolunu açmışlardır. Bu Şuâ, onların gittiği yolun içyüzünü gösterir. Hak ve hakikat mesleğinin tatlı yüzünü kayyûmiyet sırrının büyük tecellisiyle izah edip bütün güzelliğiyle meydana çıkaran çok ince, derin ve kuşatıcı bir üslûpla, her şeyi tabiata bağlayanların ve maddecilerin mesleklerini çürütüp cehaletlerini ilan ederek onları utandıran yüce bir beyandır.

İkinci Şuâ .................................................................................................. 471

İki “mesele”dir.

Birincisi: Hadde hesaba gelmez gökcisimlerinin, kusursuz bir düzen ve denge içinde, kayyûmiyet sırrıyla göklerde durmasının ve varlıklarını devam ettirmesinin, “kün feyekûn” emrinden gelen fermanlara mükemmel bir şekilde boyun eğişlerinin Kayyûm isminin en büyük cilvesine bir ölçü olduğunu haber verir. Aynı şekilde, her canlının bedenini meydana getiren zerrelerin, o bedenin her uzvunda ona uygun tarzda toplanmasının, sel gibi akan ve fırtınalar içinde çalkalanan unsurların dağılmadan o vücutta muntazaman durmasının ve o ilahî emre itaat etmesinin, kayyûmiyet sırrını ilan eden sayısız lisan olduğunu bildirir.

İkinci Meselesi: Eşyanın kayyûmiyet sırrıyla münasebetli fayda ve hikmetlerinin pek çok türünden üçünü gösterir.

Birincisi: O varlığın kendisine, insana ve insana ait faydalara bakar.

579