hesabına ilişenlerin ise hemen tokat yemeyip cezalarının ertelenmesinin sebebi ve hikmeti anlatılıyor.
ON BİRİNCİ LEM’A .............................................................................. 85
Sünnetin Mertebeleri ve Bid’at Hastalığının İlacı adlı çok mühim bir risaledir.
بِسْــــــمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
لَقَدْ جٓاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُۧفٌ رَحِيمٌ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُ لٓا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ
ayetlerinin iki mühim hakikatini on bir “nükte” ile tefsir eder.
Birinci Nükte ............................................................................................. 85
مَنْ تَمَسَّكَ بِسُنَّتِي عِنْدَ فَسَادِ أُمَّتِي فَلَهُ أَجْرُ مِائَةِ شَهِيدٍ hadis-i şerifinin sırrını bildirir.
İkinci Nükte ................................................................................................ 86
İmam Rabbânî’nin (kuddise sirruh), “Sünnet-i seniyyeye uymak en muhteşem, en tatlı, en emniyetli yoldur.” sözüne dairdir.
Üçüncü Nükte ........................................................................................... 87
Sünnet-i seniyyenin önemi hakkında İmam Rabbânî’nin hükmünü tasdik eder.
Dipnotlar
- “Size kendi aranızdan öyle bir Peygamber geldi ki, zahmete uğramanız ona ağır gelir. Kalbi üstünüze titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir. (Ey Resûlüm! Sen böyle onların üzerine titrerken) onlar hâlâ senden ve yolundan yüz çevirecek olurlarsa de ki: Bana (yardımcı ve destekçi olarak) Allah kâfidir. O’ndan başka ilah yoktur. Ben O’na dayandım, O’na güvendim ve O, (bütün kâinatın, bütün varlıkların idare merkezi olan) Büyük Arş’ın Rabbi, (bütün kâinatın mutlak Sultanı, bütün varlıkların yegâne sığınağı, besleyip yaşatanı, koruyup gözetenidir).” (Tevbe sûresi, 9/128-129).
- “De ki: Ey insanlar, eğer Allah’ı seviyorsanız gelin bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” (Âl-i İmran sûresi, 3/31).
- et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat 5/315; İbni Adiyy, el-Kâmil 2/327; el-Beyhakî, ez- Zühd s. 118.