Gözle görülmeyecek kadar küçük bir mikroptan korktuğu gibi, büyük gökcisimleri arasında görünen bir kuyrukluyıldızdan da korkar.
Evini sevdiği gibi koca dünyayı da sever. Küçük bahçesini nasıl severse ebedî cenneti de öyle arzuyla sever.
Elbette, mahiyeti böyle olan insanın Mâbudu, Rabbi, sığınağı, kurtarıcısı, maksudu ancak bütün kâinatı idaresinde tutan, zerreleri ve gezegenleri emri altında bulunduran bir Zât olabilir.
Şu halde insan daima Hazreti Yunus (aleyhisselam) gibi
لٓا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ سُبْحَانَكَۗ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ demeye muhtaçtır.
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنٓا إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
Dipnotlar
- Bkz. “Göklerin ve yerin hazinelerinin anahtarları O’nun nezdindedir.” (Zümer sûresi, 39/63; Şûrâ sûresi, 42/12); “Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır.” (Âl-i İmran sûresi, 3/180; Hadîd sûresi, 57/10).
- “Sen’den başka ilah yoktur. Sen her türlü kusurdan, eksiklikten, eşi-ortağı bulunmaktan mutlak münezzehsin. Ben gerçekten kendine yazık edenlerden oldum!” (Enbiyâ sûresi, 21/87).
- “Sübhansın ya Rab! Senin bize bildirdiğinden başka ne bilebiliriz ki? Her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin.” (Bakara sûresi, 2/32).
28