İçeriğe geç

hüzünlü ve gamlı kalbime ilişti. Birden güz ve kış mevsimleri hatırıma geldi ve beni bir gaflet bastı. Neşe ve cezbe ile cilvelenen o nazenin kavaklara ve canlılara o kadar acıdım ki, gözlerim yaşla doldu. Kâinatın süslü perdesi altındaki yoklukları, ayrılıkları hatırlatan, hissettiren bu halde kâinat dolusu ayrılıkların, yoklukların hüznü başıma toplandı. Birden hakikat-i Muhammediye’nin (aleyhissalâtü vesselam) getirdiği nur imdada yetişti. O sonsuz hüzünleri ve gamları sevince çevirdi. Hatta o nurun, herkes ve her mümin gibi benim hakkımdaki milyonlarca feyzinden yalnız o vakitte, o halime temas eden yardımı ve tesellisi için Resûl-u Ekrem’e (aleyhissalâtü vesselam) ebediyen minnettar oldum. Şöyle ki:

O gaflet nazarı o mübarek, nazenin canlıları vazifesiz, neticesiz, bir mevsimde görünüp kaybolan, neşeden değil belki yokluk ve ayrılıktan titreyerek hiçliğe düşen varlıklar şeklinde gösterir. Bu, herkes gibi benim de bekâ aşkına, güzellik sevgisine, hemcinslerime ve hayata karşı şefkate vesile olan damarlarıma o derece dokundu ki, âdeta dünyayı manevî bir cehenneme ve aklı bir işkence âletine çevirdi. Tam o sırada, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselam’ın insanlığa hediye getirdiği nur, perdeyi kaldırdı. Yokluk, hiçlik, vazifesizlik, abeslik, ayrılık yerine o kavak ağaçlarının her birinin yaprakları sayısınca hikmet ve mânâları gösterdi. Risale-i Nur’da ispat edildiği gibi üç kısma ayrılan neticeleri ve vazifeleri gördüm.

Birinci Kısım: Sâni-i Zülcelâl’in isimlerine bakar. Mesela, nasıl ki bir usta harika bir makine yapsa herkes “Maşaallah, Barekallah” deyip onu alkışlar. Aynen öyle de, o makine dahi hatasız işleyişiyle ondan beklenen neticeleri tam göstererek hal diliyle ustasını tebrik eder, alkışlar. İşte her canlı ve her varlık böyle birer makinedir, Ustasını tesbihlerle alkışlar.

İkinci Kısım: Canlıların ve şuur sahiplerinin nazarlarına bakar. Onlara şirin bir mütalâa yeri, birer marifet kitabı olur. Mânâlarını şuur sahiplerinin zihinlerinde, suretlerini hafızalarında, misal âleminin levhalarında ve gayb âleminin defterlerinde bırakıp şu görünen âlemi terk eder, gayb âlemine çekilir. Demek, görünüşte bir varlığı bırakır fakat manevî, gaybî ve ilmî pek çok varlık kazanır.

Evet, madem Allah var ve O’nun ilmi her şeyi kuşatır. Elbette

87